22 Ocak 2010 Cuma

DARBE


Birkaç gündür Taraf Gazetesi'nin iddiaları gündemde. İddia konusu olayı duyup ayrıntıları gazetede okuduğumda koca bir "hadi sen de !" çektim ve oluşturulan yeni seneryolar ile yine gündemi işgal edecekler sıkıntısı yaşadım. Dün oldukça geç bir saatte tesadüfen Kanaltürk'te bu haberi yapan gazetecininde içinde olduğu bir grup gazetecinin tartışmalarına şahit oldum. Programda aynı zamanda orgenaralin ses bantları da dinletildi. Özetle 2002-2003 yılında yapılan seminerde semineri oluşturan askerlerin o dönemdeki mevcut irticai gelişmelerden duydukları kaygı ile birlikte yapılması gerekenler , önlemler ve olası çareler...Konuşmaların vardığı nokta iktidarı oluşturulanlarla konuşularak bu gidişatın değiştirilmesinin sağlanması, olmadığının görülmesi durumunda da 12 Eylül 'deki gibi bir yapılanmanın oluşturularak gidişata son verilmesiydi. Bu hususların konuşulduğu ve seminerin yapıldığı Genel Kurmay Başkanı tarafından kabul edildi ama seminerin amacının ve orada konuşulanların tamamen olası durumlara özellikle dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı olası fikirlerin zikri yani bir nevi askeri fikir jimlastiği olduğu açıklandı.

Şimdi bu hususlar ortalığı kasıp kavuruyor.Bir grup , bu konuşmaların külliyen suç teşkil ettiğini haykırıyor, başka bir grup bunun suç olmadığı ile birlikte tamamen gündem değiştirme amaçlı haber olduğu üzerinde duruyor, asker ise tabiiyetiyle reddediyor.

Bir hukukçu olarak bu tür konuşmaların deşifre edilmesi sonrasında suç teşkil edip etmediği konusundaki düşüncem öncelikle hukuka aykırı olarak elde edilen verilerin delil teşkil edemeyeceği ve asla delil olarak kullanılamayacağı, ikinci olarak da suçun oluşabilmesinin koşulu olarak maddi ve manevi unsurların birarada yer almamış olduğudur. Maddi unsur eylem, manevi unsur ise suça teşkil eden eylemin isteyerek+bilerek işlenmiş olmasıdır. Maddi+manevi unsur suçu oluşturan eylemi suç haline getiren yegane koşuldur. Tüm bu teknik anlatım yaşanılanların hukukçu gözümle suç teşkil etmediği yolundaki kanaatimdir. Ayrıca 8 yıl önce konuşulanların tam da şu anda , Tekel işçilerinin açlık grevi başta olmak üzere önemli pek çok gündem varken ortaya atılmış olması hukuku bilmeyenler için bile inandırıcılıktan uzak olmasına haklı bir sebep teşkil eder. Ama işin hukuki kısmından çıkıp tv'de duyduklarım karşısındaki insani tepki ve duygularıma gelince; bu ülke Sincan'dan geçen tankları saymazsak üç darbe gördü. Pek çok genç öldü , öldürüldü , büyük bir kısmı cezaevlerinde yok oldu , pek çok ocak söndü; geride unutulmayan acılar kaldı . Hukuk yok sayıldı. Özgürlükler durdu. İnsan onuru hiçe sayıldı . Tam üç kez. Kendi iradeleriyle başa geçirdiklerini yine demokratik yollarla aşağı indirme iradeleri ellerinden alınan bu insanların konuşma hakları, yaşamları üzerindeki tasarruf hakları ve iradeleri ellerinden alındı. Darbe düşüncelerinin tohum olarak ekilip, filizlenip , çiçek açmadan kurumuş olması bile benim üç defa çiğnenmiş onurumu yeniden zedelemeye yetti ve arttı . İnsanca bir yaşama, kendine ve tasarruflarına malik bir toplum olarak nefes almamıza kimse dokunmasın istiyorum. Güçlü olanlar, bu gücü hissetmek ve direncini denemek isterler. Onların gücünü hissetmek konjöktör olarak önemli ve tehlikeli bir konumda olan ülkemiz adına büyük bir şans . Ama tehlike dışarıdan gelirse. İçeride olacak her şey bizim serbest irademize bağlı olmalı. Medeniyet yolunda yürümeye taa 1919 da başlayan bir mücadele ile baş koymuş , ant içmiş bir milletin, yine aynı onur ve şerefle varolma ve yola devam etmesinin yegane koşulu demokrasidir. Hazmı ne kadar da zor olsa demokrasiden vazgeçmeyi düşünmek kendimiz için yapılacak en büyük hakaret olacaktır.

16 yorum:

bilge dedi ki...

gölgelerinden korkan insanlara demokrasiyi anlatamazsınız sevgi ve dostlukla..

gökçe7 dedi ki...

Sevgili Hukukcu kardeşim saptamalarınızı beğenerek okudum.Gündemi uzakdan kumandalı bir gazetenin belirlemesi ne acı.bir de bunlar demokrası adına yapılıyor görüntüsü.Hangi demokrasıde yargı bağımlıdır ?
Selam ve sevgiler.

Asuman Yelen dedi ki...

Ortalama ama duyarlı bir yurdum insanı olarak bir hukukçu aydının görüş ve bilgileri benim için ayrı bir önem taşıyor. Öte yandan temelde buluşmak da (darbe ve demokrasi konusunda) içime su serpti doğrusu.
Çok teşekkürler arkadaşım.
Sevgiler...

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar..sözlerinden bu yana görülüyorki tüm dişleri sağlam ve sağlıklı bir canavar hala yaşıyor.

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Çok güzel anlatmışsın sevgili çoban yıldızı...Bu ülke ne çektiyse darbelerden çekti ama darbelere her zaman karşı,antimilitarist biri olarak,darbe iddialarına da hiç itibar etmiyorum.Aynı programı bende izledim.O gazetenin muhabirinin nasıl ağzından köpükler saçarak konuşmalarını izledim.O gazetenin kim tarafından finanse edildiği malum ve hep bu haberler o gazeteye servis ediliyor.kafa karıştırmak işte...

Kara Kalem dedi ki...

Köyün kahvehanesinde oturuyoruz. Bir masada bilemedin yedi sekiz kişiyiz. Yüzleri şöyle bir incelediğimde galiba en gençleri ben olmalıyım diye düşündüm. Bu gibi metruk ve unutulmuş uzak köşelerde bayat çay olmaz. Her dem taze kokar demliğin buharından ortama yayılan. Salih amca 60 ının üzerinde eski bir demir yolcu. O kol kasıyla çalışan tabanvayın üzerinde tam 33 sene Samsun Sivas arası rayları arkadaşları ile onarmış durmuş. Hafif göbeği sarkmış olan, saçları dökük bu soluk benizli yaşlı adamın kulağıma eğilip "sakın aldırma sen bu takma dişli ihtiyarlara, öyle boş boş konuşurlar işte.Üzülmüyon değilmi. Sen aslan gibi adamsın. Biz seni böylede seviyoz hem." Salih amcanın kast ettiği bana bu ihtiyarların kızıl komünist diye takılmalarıydı. Bu gelenek onların çok eskilerinden gelme bir telaffuz biçimiydi. Şöyle onların gençlik dönemlerine gittim birden. Eski sovyetlerin soğuk savaş politikaları yüzünden ülkede demokrasiyi ve özgürlükleri savunan her yurtsevere moskovadan direktif alan ajan gözüyle bakılırdı. Aslında marksist ideolijinin katılığının uzağındaki sosyal demokratım geçinen eski solcular bunu hiç bir zaman kabul etmeselerde, tabuları yıkamamadaki bezginlikleriyle bu söylevlere pek itibar etmeden yola devam etmişlerdi. Aslında en büyük yanılgıda buradan türevleşti sanki diye düşünüyorum bugünlerde. İşçi sınıfının ve onların çoluk çocuk ailelerinin sömürülmesini engellemek isterlerken, kendi halkının bu yozluklardan çıkan itiş kakışları arasında bir çok kafatasçı üremesi ve onları vatan haini diye sistemin uşaklarına gambazlamaları sonun başlangıcı olmuştu. Aslında halkın özgür devrimi işte bu aşamada son bulmuştu. Bir çoğumuz bunu malesef geç fark ettik. Ama iş işten çoktan geçmişti. Darbe olmuş ve bir çok arkadaşımız gibi zor aldığımız solukları emperyalist ülkelerin bize kurdukları tuzaklı odalarda alıp verir olmuştuk. Salih amca elimi omzuma koyup bu koyu renksiz düşüncelerden beni sıyırdığında hafif yüzüne gülümsedim "eğer sen ve arkadaşların zamanında onardığınız raylara yağ sürmüş olsaydınız, bizim insanımızı taşıyan o kirli vagonlar ağırlaşmaz, akıp giderdi be Salih baba. Çayın bitmiş. en iyisi ben yenisi alıp gelim".

Herşey bu kadar basitti aslında. Şimdi sabahları evden çıkıp bahçe kapısını arkamdan kapattığımda bir şeyi fark ediyorum. Acaba tüm bunlara değermiydi. Tüm o olanlar, erken gidenler, solmuş dönenler, tıpkı benim şuanki söylediklerimi düşünüyorlarmıdır dersin. Yaşadığımız dünyaya bakıyorumda. Değişen hiç bir şey yok. Bizden başka.

Sevgiler

Ahmet

Çınar dedi ki...

Yukarda bir arkadaşın da dediği gibi, dışardan güdümlü bir gazetenin, ülkede tam da önemli bir olay varken, açıklanması gerekli bir takım durumlar gelişmişken, pat diye, sansasyon yaratacak bir haberi kalın puntolarla, 'belgeli kanıtlı,' sonra açıklananların gerçek olmadığı ortaya çıkmış olsa bile zihinlerde şüphe yaratılması sağlanarak yayınlaması ve tüm dikkatleri oraya çekip, asıl gündemde olan çözüm üretilmesi gereken konuyu hasıraltı etmesi ve kimsenin de çıkıp, "dur bi dakka sen de kim oluyorsun, bu çok çok gizli bilgileri sen hangi kanaldan elde ettin, ki ülkede en üst düzey yöneticilerin bile bilmesi mümkün olmayan bilgiler bunlar" dememesini hayretle takip ediyorum ve öyle sanıyorum ki aslında 'darbe, darbenin ayak sesleri' gibi çığırtkanlık yapanların ülkede darbe olmasını bekler gibi bir kuşku geliştirmeye başladım artık. Bu kadar da, bir konunu üstüne gidilip vıcık vıcık edilmez. Ayrıca başta da söylediğim gibi sivil ya da askeri darbe arasında fark görmüyorum. İkisine de karşıyım ve tam demokratik bir ülkede yaşamak istiyorum...
Ülkede demokrasi yerle bir edilmiş, bütün kurumlar bağımlı hale getirilmişken, yapılan her türlü hareketin demokratikleşme adı altında yapılıyor gösterilmesini de yine hayretle takip ediyorum.

Sevgiler canım
Darbe kim tarafından yapılırsa yapılsın sivil ya da askeri kabul edilemez.

Çınar dedi ki...

Yazım sıralamamda bir karışıklık olmuş, afedersin canım

Zeugma dedi ki...

Sevgili Çobanyıldızım;
Hayranlıkla okuduğum bu güzel yazından sonra yorumlarda göremeyince senin iyi olduğunu da duymak istedim birden...
Umarım ağrıların hafiflemiştir..
Çok geçmiş olsun..
Kendine dikkat et lütfen...

En içten sevgilerimi gönderiyorum ...

Kara Kalem dedi ki...

Zühre bak şimdi seni merak ettim arkadaşım. İyimisin. Lütfen haber ver.

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

ZEUGMACIĞIM,daha iyi olacağım inşallah. Biraz dinlendirmek istedim kendimi,gözlerimi ;daha fazla yazabileyim diye.Sağolasın canım benim.Yarın kendime verdiğim süre doluyor inşallah :)))

Ahmet'im bak daha iyiyim.

Sevgili BİLGE,ASUMAN,GÖKÇE,ÇINAR,DALGALARI AŞMAK,ONUNCU KÖYÜN ADAMI,ZEUGMA,AHMET'im güzel yorumlarınız için teşekkür ederim.Aynı duyguları paylaşıp,aynı hassasiyetleri yaşıyor olmamız ne güzel.Hepiniz iyi ki varsınız!

Sevgiyle kucaklıyorum!

sünter dedi ki...

Sevgili coban yildizi,
yazinizi büyük bir ilgi ve begeniyle okudum.
Umarim Türkiye hic bir zaman kirk satir mi? kirk katir mi? durumuna gelmez. Ben acikcasi bundan korkuyorum.

Sevgiler

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Önce geçmiş olsun, başağrıların seni üzüyor sanırım.
Nefis bir yazı okudum ve yorum yazmaya kalksam postu geçecek.Zaten bu konuda oldukça yorgun günler geçiriyoruz. Artık bıkkınlık hissi hertarafımı sardı, ben çaresiz olduğumda çok yorgunluk hissederim ve bu yüzden son günlerde bilgisayara bile girmeye zorlandım.
Meclisimiz bugüne kadar her türlü hükümeti gördü! ama paronayak bir hükümet görmedi. Meclisin hükümeti paranoyak olursa yada bazı olumsuzlukları bu çatı altına gizlemek istiyorsa!!!
Bu darbeciler ne kadar beceriksizler binlerce sayfa darbe planı yapmışlarda darbeyi bir türlü becerememişler!!!
Demokrasiyi yok edecek darbeyi kim ister ki?
En korkuncu 12 Eylüldü. Yaşananları sen ve senin gibi genç olanlar sadece anlatılanlarla bilirler, oysa bizler yaşadık hemde ne yaşadık. Gece 12 den sonra evlerimizde ışık yakamadık. Gece ihtiyacımızı karanlıkta karşıladık. Gece ışık yakılan her ev hücre evi gözüyle görüldü. Kitaplarımızı topraklara gömdük. Ve daha neler neler.
Balyoz, darbe, plan, ergenekon sözcükleri altında inim inim inletilen halk.
Güya yazmayacaktım dimi Çoban Yıldızı,
Sevgiler...

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Umarım SÜNTERciğim,umarım dediğin gibi olmaz.Yorumun için teşekkür ederim.

YAŞAMIN KIYISINDA; çok teşekkür ederim.Bu zamana kadar yaşamadığım bir ağrı olduğu için korkuttu beni ve hem okumamı hem de yazmamı engelledi.Dinlenip geçtiğine göre demek ki yorgunluktanmış.Şimdi iyiyim.
Çok haklısın o dönemlerde ben çok küçüktüm ve olanları sadece çocuk gözüyle görüp algılamaya çalışıyordum.Sıkıntıyı sizler gibi mürekkep yalamış,fikri ve söylemi olan aydınlar çekti. Umarım aynıları yaşanmayacak; diliyorum. Başbakanını asmış, seçilenlerini cezaevlerine yollamış,azınlıklarını varlık vergisi ile bükmüş ,yok etmiş,kaçmayan bir avuç insan bırakmışy bir ülkenin evladı olmak üzüyor beni.
Bu hükümete gelince neden bu kadar paronayak? Anneannemin bir lafı vardır.Belki ayıp olacak ama "işgillenen büzük dümbülder" derdi. Onlar yaptıkları icraatların olumsuz ses getirdiğini bildiklerinden bu kadar rahatsızlık ve paronaya yaşıyorlar.
DAha huzurlu ve dingin bir ülkeye uyanmak üzere uyumak istiyorum bazen.Ama bu ortamda uyumak da ne kadar akıllıca olur? En iyisi hiç uymadan olup biteni izlemek.
Sevgiyle kucaklıyorum sizi.

ramazan dedi ki...

harika tüm bu yazılanlar ve yorumlar.ben geç okumuşum demekki.bir paranoyadır gidiyor.on yıl ülkelerin hayatında çok sayılmaz ama teknolojik gelişmeler,bu kadar medya çeşitliliği,internet,dünyaya açılmalar varken hala darbe paranoyası ile yatıp kalkmak olsa olsa tersten darbe hazırlıklarını örtmek için olur.darbe illa da askeri olmuyor.hitler seçimle gelip, dünyayı kana buladı.
yazınızı zevkle okudum.
bu arad geçmiş olsun.şifalar diliyorum.
anneanenizin sözü de o kadar güzel ki,cuk oturmuş.

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Sevgili RAMAZAN Bey, sağlık dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Şimdi sizin yorumunuzu okurken aklıma yıllar evvel Levent Kırca'nın Olacak O kadar da yaptığı darbe skeci geldi; gülmeye başladım.Haklısınız bu kadar teknolojik gelişmeler karşısında darbenin gerçekleşmesi de zor olur.Güzel yorumunuz için teşekkürler.
Sevgi ve selamlarımla

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...