Mekanların, sokakların, eşyaların ,giysilerin kısacası herşeyin ruhu olduğuna inanırım. Bu ruh beni yakaladı mı ben ona alışır ve sadık kalırım. Zor gidenlerden , zor atanlardanım. Hele hele yaşanmışlıklar,anılar ve birikenler varsa.
Beyoğlu Adliyesi İstiklal' den Haliç'deki yerine 1999 yılında geçmiş ,ben ise 2000 den beri oradayım ; hemen hemen her hafta mutlaka ! Bugün gittim ve şok oldum. Evet taşınma takvimi belliydi ama biraz öne alınarak gerçekleştirilmiş. Kapıdan her girdiğimde mutlaka uğradığım, duruşmaya geç kalma korkusuyla uğrayamadığım zamanlar merak edildiğim, duruşma aralarında bulunup öğlen arası aşağıda beklendiğim haberi uçurulup aşağıya indiğimde bana özel yemek siparişi ile karşılaşıp şaşıp kaldığım, kendimi evimin oturma odasında hissettiğim, Memed Abimin kahvesi, Recep'imin sohbeti ve güleryüzü , elemanların birbirlerine yaptıkları şakalar ve takılmalar aslında benim gibi pekçok avukatın neşesi, yaptığımız sıkıcı ve sorunlu işlerden silkelenme yegane güç toplama yerini kapalı görünce içim karardı. Dile kolay on bir yıl geçti, en fazla da bu adliyede. Cezasından, Asliye'sine,Sulh'tan, Aile'sine...Ne kavgalar, ne hüzünler, ne sevinçler ...Ne anılar birikti ! Hepsi gözümün önüne dizildi. Koridorlar kapalı ve ıssız....Alışmamışım bu haline .İçim sıkıldı ! Duruşma bitimi duramadım karşı bloğa geçtim orası da böyle mi merakıyla. Baro Odasına girerken Memed Abiyle karşılaştık, kucaklaştık. Hal aynıydı, cuma son !
Evet adliye sıkıntımız vardı, şikayet ederdik ; hem de çok. En çok da İstanbul'daki sayısı 18 , belki de bu sayıyı da geçen adliyelere yetişme sorunu bizi mahvederdi. Şimdi yapılan adliye Avrupa'nın en büyük adliyesi. Görenler şahane diyor! Ama ya ruhu ? Birden aklıma Mustafa Sandal'ın "Araba" şarkısı geldi :))))) Peki bizim yeni adliye'nin ruhu olacak mı ? Bende ruh bulabilmesi için bir hayli zaman geçmesi gerekecek bunu biliyorum.
Adliye'den çıkarken arkamda bıraktığım hüzün yerini gerçek bir hasrete, ideal' e, gönül arzusuna bıraktı ; Avrupa'nın en büyük adliyesine sahip olmak yerine Hukuk Devleti olma çabası yer alsa ve bu uğurda yol alınsa değil saray ben barakada avukatlık yapmaya razı olurdum !
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Ağustos 2011 Çarşamba
TAŞINDIK
13 Mart 2010 Cumartesi
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Bundan 5 sene kadar önceydi. Beyoğlu'nun en eski,en güzel apartmanlarından birinin avukatlığını üstlenmiştim. Yapısının güzelliği sebebiyle dizi, reklam ve sinema çekimleri bol olan bir apartmandı . Sakinlerinden biri olan emekli konsolos apartman içindeki trafikten yakınarak reklam ve benzeri film çekimlerinin yasaklanması talebiyle bir dava açmıştı. Duruşma günü gelip çattığında salonun önünde sıramı bekliyordum. Duruşma listesine orada olduğumu bildirir notu yazarken davacı avukatı olduğunu orada öğrendiğim 65 yaşlarında -o yaşlardaki her meslektaşıma üstat derim- üstat yanıma yaklaştı. Türk filmlerinden çıkma jön edası ve ses tonuyla davalı avukatı olduğumun teyidini aldıktan sonra, ezici ve küçük görücü ifadesiyle davaya süresinde cevap vermediğimden savunmamın gözönünde bulundurulamayacağını söyledi. Ve biraz ilerde duran genç bayanı yanına çağırarak (stayjeriymiş) " söyle bakalım kızım Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun( HUMK) falanca maddesi ne der ". Kız hiç nefes almadan " şöyle şöyle der efendim" diyerek bana döndü "yani savunma hakkınız gözönünde bulundurulamaz" dedi. Ben ağzım bir karış açık, olup bitene bakarken bir taraftan da gizli kamera arayışı içerisindeydim. Sadece sakin bir edayla "üstadım ben savunma dilekçemi hakime sunacağım . Takdir hakkı kendisinindir" diyebildim . Derken mübaşir tarafından isimlerimiz okunarak içeriye alındık. İçerisi hem çok küçük hem de sağlı sollu sırasını bekleyen avukatlar tarafından dolu. Celse açıldı, ben savunma dilekçemi mübaşire hakime verilmek üzere uzattım. Üstat yine aynı ses tonu ve artiz edasıyla " Efenimmm HUMK' nun falanca maddesi uyarınca süresinde cevap verilmediğinden davalının dilekçesi gözönünde bulundurulmamalıdır ,dedi. Hakim Fransızların ünlü komedyeni Luis De Funes'in tıpkısının aynısı ama eksta large asık suratlısı. Hakim " Neeeee! Ne yani sen kendi kendine mi gelin güvey olacaksın bu davada , davanın davalısı olmayacak mı ?" diye ,deyimin tam anlamıyla çemkirdi. Üstat ve ben şokta. Ama efendim diyecek oldu üstad,hakim elini havaya kaldırarak susmasını işaret etti. Neyse ilk raund benden yanaydı. Koca bir ohhh çektim.
Bu arada hukuk davalarında yazılı savunma sistemi geçerli olup,taraf vekilleri ya da taraflar tüm savunmalarını yazılı olarak verirler mahkemeye. Pek konuşma gerçekleşmez. Hatta hiç diyebiliriz. Duruşmanın süresi bu sebeple maksimum 5 dk. dır. Ceza davalarında ise savunma esası sözlüye dayanmaktadır.
Hakim benim verdiğim 4 sayfalık dilekçeye bir göz gezdirdi ve bana yine çok gergin , agresif ve bağırmaya yakın ses tonuyla dilekçemdeki bir cümlede ne demek istediğimi sordu .Ben açıklamaya çalıştım ama anlamamakta direniyor .Tekrar açıklıyorum ama hala anlamıyor. Bu sefer başka bir cümleye geçiyor , şimdi burada ne demek istedin? Allah Allah! İlk defa kendi dilekçemden şüphe eder oldum acaba saçmaladım mı diye.Ter boşaldı birden . Açıklamaya devam ettim . Ama bu sefer farklı bir paragraf. Yan tarafta oturan avukatlar pinpon maçı seyreder gibi bir bana bir hakime bakıyorlar , oldukça şaşkın. Onların varlığı sıkıntıma biraz daha sıkıntı ekliyor. Hakim, hakim değil karakol amiri. Bir soru daha; burada ne demek istedin? Bilmiyorum nasıl çıktı ağzımdan, kelimeler usul usul ama duyulur bir şekilde " dilekçemde tüm savunmalarım mevcut olup , anlayabildiğiniz kadarı üzerinden takdir hakkınızı kullanın efendim" deeediiimm ve kulaklarım cümlemin bittiğinde duymaya başladı . Eyvahhh dedim ve başıma önüme eğerek gözlerimi kapadım. Salonda soğuk ve gergin bir sessizlik. Şimdi kovacak salondan diye beklerken ,bu sefer üstada soru sormasıyla açtım gözlerimi.
Ona sorduğu sorular da aynı tavır içerisinde. Cevapların tam karşılığını almadan tutanağa geçirmeye çalışıyor ve bir taraftan da cevaplarını düzeltmeye çabalayan üstadı tersliyor. Göz ucuyla bakabildim üstada, sallanıyor bir sağa bir sola,arada denge bulabilmek için masaya tutunuyor. Artizliğinden eser kalmamış,cebelleşiyor. Celseye başlayalı yarım saat olmuş, ikimiz de bayılmak üzereyken Raund kazanmak derdini çoktan geçmiştik. Kulaklarım uğuldamaya başlarken sanki çok uzaklardan bir ses "Gereği Düşünüldü" ,dedi. " Falanca falanca sebeplerden dolayı davacının davasının reddi ile davayı açmaktaki haksız.......... kısmını duyabildim. Zaptı bile almadan attık kendimizi dışarıya. Ne ben kazandığımın ne de o kaybettiğinin farkında, Üstat önde ben arkada hiç konuşmadan , koşar adımlarla adliyeyi terkettik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

