
Geçen perşembe yine bir festival filmi için sözleşildi. Kadro aynı. Ben ofisten geçeceğim hiç eve uğramadan ki Balkız tam bulmuşken kaybettim duygusu yaşamasın. Ancak akşama doğru Bekir Ağabeyi'nin sürpriz toplantısı üzerine biz de lisede okuyan yeğenimizi üçlüyü tamamlamak üzere aramıza kattık. Buluşulup , Ada Kitapevindeki tüm kitaplar talan edildikten sonra Saray Muhallebici'ye gidildi. Ben henüz bu yeni yerlerine alışamadım . Aklım ve mevcudiyetim öte yanda kaldı. Yeni yerleri daha büyük ve çok katlı olmasına rağmen sevip, ısınamadım bu yere. Neyse film Atlas Sineması'ndaydı. Gala filmi, aynı zamanda Altın Lale için yarışan filmlerden biri. İçeri girdiğimizde ışığı gözümüze gözümüze giren kameralar ve pek çok tanıdık sima vardı. Bizim ufak yeğen bayıldı bu duruma. Hemen salona yönelmemize engel olmaya çalışıp ortam gözleme çalışmaları Esra ile benim hiç duymamış gibi yapıp kendimizi salona atmamızla birlikte sona ermiş oldu. Film başlamadan önce yönetmeni ve baş rol oyuncusu çıkıp kısa bir konuşma yaptı. Yönetmenin adı Tsai Ming-Liang . Daha önceki yıllarda İstanbul Film Festivali Altın Lale kazanmış. Konuşmasında komite üyesi olduğunu düşündüğümüz bayana neden bu filmini seçtiklerini anlayamadığını, çünkü bu filmin anlaşılması zor ve ağır bir film olduğunu, yarıda çıkmak isteyeceklerin hoş karşılanacağından bahsederken Eyyyyvaaaahhhh!! dedik. Komite üyesi bayan da cevap olarak yarışmaya katılan filmlerin seçilirken sanat ağırlıklı olmasına önem verdikleri cevabını duyunca da yandık gülüm keten helva şarkısını mırıldanmaya başladık. Birden içimin daraldığını hissettim. Sen tüm gün koş , yorul, bayıl , ayıl ; eve gitmek varken bırak gül gibi evladını düş sanat yollarına..olacağı buydu dedim kendime.
Filmin orjinal adı LIAN, türkçe adı SURAT . 2009 Tayvan- Fransa- Belçika- Hollanda ortak yapımı. Fransızların tiyatro kökenli ünlü kült oyuncu Jean Pierre Leaud, Jeanne Moreau' nun yanı sıra ünlü model Laetitia Casta ve yönetmenin 20 yıldır her filminde yer alan Çinli oyuncu Lee Kang- sheng var. Louvre Müzesi tarafından ısmarlanmış olan film başladı..İlk 20 dakikasında içimdeki sıkıntı tavan yapmaya başladı. Bir türlü konu yok ortada. Herşey kopuk kopuk ve absürt. Bizim ufak yeğen hafiften hafiften kıpırdanmaya başladı. Yarım saat sonra ufaktan ufaktan seyirci çıkışa doğru kayıyor...Üstüne bir de müstehcen sahnelerin çokluk göstermesiyle birlikte bizim yeğen yüksek sesle söylenmeye başlayarak kafasına montunu geçirmez mi? Gülelim mi ağlayalım mı ne yapacağımızı şaşırdık. Bir yandan montunu çekiştiriyor Esra bir yandan rahat dur ikazları veriyor. Ama yeğen ortamdan fena derecede koptu. Sürekli sapık mı bunlar, Allah cezalarını versin , öffffffff , ufffff , bayıldım , sıkıldım, ne biçim film bu ile devam eden söylenmeler... Çıkacağız ama öyle bir yere oturmuşuz ki tam orta sıra, ara yer. Niyetlenip niyetlenip oturuyoruz. Bu arada filmin kaçıp kalkılabilecek yerleri bomboş. Fırsatını bulan kaçıyor. Bir an içim geçti, midem bulandı ve bayılacak gibi oldum.Esra'dan saatin 00.00 olduğunu öğrenir öğrenmez bir refleksle ayağa kalktım Hadi ! dedim. Çıkarken yönetmenle burun buruna geldik; salona giriyordu. Filmin de son kareleri olduğunu böylelikle anlamış olduk.
Yolda aklıma üniversitede yaptığımız "Sanat sanat için midir yoksa sanat halk için mi yapılmalıdır " tartışmaları geldi. Galibi olmayan bir tartışma bu. Ben o yıllarda her ne kadar "sanat sanat için yapılır " tezini savunsam da geçen yıllar ve sanata bakış açımdaki değişimler sonucu sanatın kendisiyle birlikte onu izlemeye alanları hassas terazi dengesiyle bir arada tutması gerektiğine ve gerekliliğine inanır oldum. " Sanat ne bir oyun ne de bir eğlencedir. O ancak ruhun dışarıya vurarak kendisinin göstermesi ihtiyacıdır." demiş E.G. Benite. Sanatın kendini teşhir ederken onu sahiplenecek varlıklara ihtiyaç duyması, bu gereksinme çabası boşa değil, sanatın tamamlayıcısıdır adeta.
29. İstanbul Film Festivali 18 Nisan' da bitiyor. Seneye daha fazla film ve yorum yapmayı arzu ederken herkese bol sanatlı günler dilerim !


