8 Şubat 2011 Salı

HALA




Akşamdan kalmayım bugün
Sabah olmayacak asla !
Bak her yer karanlık
Işıksızım...

Hala



Git derken kalmanı
Giderken tutmanı dilemek..
Med- cezir hayatım
Tutunamadım...

Hala



Hep yanan umudun kaynağı
Ben!
Kaçak! Sen..
Hiç olmamış hayatın
Hayali bekliyor

Hala





ZÜHRE
















11 Aralık 2010 Cumartesi


Ahmet Kaya ile liseli yıllarda tanıştım. Dinlediğim müziklerden çok farklı "özgün müzik" etiketliydi ama yüreğime değdi. "Ağlama Bebeğim" albümünü ağabeyim ile birlikte tüm gün dinler, bıkmazdık. " Hasretinden Prangalar Eskittim " ile hüzünlenir, yarınlar için umut beslerdik. Kürt olduğunu bilmez, ilgilenmezdik. Sol yanı ağır basar, bizi buradan yakalardı. Yurt dışına çıkmaya zorlanan ve hatta zorla gönderilmesine sebep olan hadiseler o gün de , bugünün Türkiye'sinde de makul sebepler değildi; bana göre. On yıl önce ölüm haberini Türkiye'den de önce yakın arkadaşına gelen telefon haberi ile aldığımızda gözyaşlarına boğulmuştuk. Hak etmemişti, erken ve ülkesinden çok uzakta olan ebedi ayrılığı.

Bugün köprülerin altından çok sular aktı. Sular durulmadı, temizlenmedi de. Ancak o gün Türkiye'si ile bugünkü arasında çok şey değişti. O gün kendisini yurtdışına apar topar çıkartan, def eden devlet bugün cenazesinde kendisini anacak, hazır olacak ; tam kadro. Muhalefet ise yok!!! Nasıl? Neden? Bu bir günah çıkartma mı? Sorulara verilecek cevaplar hazır ama samimi değil. İnandırıcı hiç değil. Bu anma toplantısını Türk-Kürt savaşının durmasına katkı sağlayacak bir adım, politik tavır ve oy taktiğinden uzak, basiretli ve objektif devlet adamlığı tavrı olarak tarihe geçmesini arzu ederdim. Türkan Saylan'ın mevcut iktidarı ve yarattığı sinerjiyi eleştiren tavrı sebebiyle Türkiye' ye katkıları gözardı edilerek cenazesine bir Allah'ın kulu iktidar mensubu devlet adamının yokluğu, yapmaya çalıştıkları şeyin hayrını (!) görmeme engel oluyor.


İnandırıcılıktan yoksun, mayınlı politik tavır ve söylemlerin yer aldığı ve mide bulandırdığı gündem içinde , yumurta ve yuhalanma ile karşılanan devlet adamlarının korkulu rüyasının ne yazık ki herkesten fazla gerçeği analiz edebilen üniversite gençliği olması ne kadar hazin verici.


Bugün oturdukları koltukları boşalan yerden dolduracak mülkiyelilerden aldıkları cevap yarın Türkiye'sinde günışığının daha aydınlık ve ferah olacağının cevabıdır ve bizim umudumuzdur.


15 Kasım 2010 Pazartesi

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!


Bu aralar zamansızlıktan arkadaş bloglarını takip edemediğim için kendi bloğumdan Bayramınızı kutlar herkesi bayram sevinci ve coşkusuyla kucaklarım.
Sevgilerimle!

12 Ekim 2010 Salı

SEN


Sevgili misin? Hayır


Aşığım? Hiç değil


Sen..


Sen sıla hasreti, anne kokusu


Sen gün ışığı, iyot kokusu


Sen bildiğim, bana ait herşeyin ortağı


Kayıplarımın sesi, soluğu


İç sesim , çığlığım


Sen pişmanlığım , sorgularım...


Sen...



Sen , tüm soruların cevabı

Uzanıp da tutamadığım elsin.










ZÜHRE




6 Ekim 2010 Çarşamba

DOSTLAR


Anılarla ve kahkaharla dolu harika iki gün geçirdim. 2004'den beri ABD' de yaşayan ve neredeyse 5 yıldır görmediğim canım dostum, kardeşim Nihan geldi. ABD macerası başlamadan önceki tüm aşamaları birlikte yaşamış ilk gidişinde arkasından hüzün ve endişe dolu gözlerle el sallamıştım. Ama o buradaki başarılarına orada da hergün bir yenisini ekleyerek gurur kaynağım olmaya devam ediyor. Başarılarından sadece biri olarak ünlü çizgi film Pembe Panter'in yine onunla özdeşleşen müziğinin bestecisi Hanry Mancini adına kurulan Enstitü' nün açmış olduğu beste yarışmasında dereceye girmek. Daha ne diyeyim! O bir kompozitör, o bir ressam, o bir müzisten ... uzayıp gider.


İstanbul'a geldiği günün akşamı eve gittik. Balkız önce edalı edalı baktı ardından üzerine atladı. Sofrayı hazırlayıncaya kadar Nihan'a evi gezdirmekle başlayıp çekmecesindeki tüm kıyafetleri bir bir gösterip yerlere attı. Sonrasında saklanbaç, zıplama , atlama, çığlık atmaca....Nihan'ın kardeşi tatlı Aslı'nın BAlkız'a özel yaptığı çiçek kız aparatları ile BAlkız süslenerek, Nihan'ın Bursa'dan kumaşlarını alıp hepimize özel olarak diktirdiği Arnavut Şalvarları ile şalvar partisi yaptık.Aman ne rahatmış. Benim kocişin yorumu hemen şöyle oldu: " Ecdat işi biliyormuş" :)). Tevekkeli babaanemle anneannem kışın pazen, yazın basma şalvar diktirir; ancak gezmeye giderken "entari" giyinirdi.

Gece Balkız'dan arta zamanlarda hep konuştuk, konuştuk ve bolca güldük.Anlatacak şeyler o kadar birikmiş o kadar susamışız ki birbirimize.


Sabah erkenden Balkız'a yakalanmadan çıktık evden. Duruşmanın olmadığı gün olması beni rahatlatırken ofise vardık.İçeri girer girmez diğer kankamız Yeco'yu aradık . Yeco benim İstanbul maceramın ilk tanığı, ortağı ve benim bu şehre alışmamdaki ilk desteğim.Ona çooook şey borçluyum çok! O benim Beyoğlu Ofis Maceraları'nda anlattığım biricik ortağımın ablası. Benim dostum, sırdaşım. Nihan'la ikisi hayatımın en zor , en karışık ve en mutsuz günlerimin ortağı olup birlikte geçirdiğimiz harika anıların baş kahramanları. . DOST! Dost diye düşündüğümde hep ikisi gelir aklıma burda. Vazgeçilmezlerim..


Yeco'nun gelmesiyle birlikte üçlü bir sarılış !!! Bağırış, çağırış ve kahkahalar çınlattı kahvaltı sofrasını. Neler hatırlandı, neler anlatıldı..2001 ve 2002 yılbaşını birlikte geçirdiğimizi unutmuşuz. Bir gece evdeki tüm likörlerin üzerine içtiğimiz şaraplar sayesinde insanlıktan çıktığımız an.. Aman Yarabbi neler yapmışız. Belki o zamandan beri ben hiç içmiyorum.Hatta tövbeliyim :)) Gittiğimiz konserler, insan manzaraları; bir sürü anektotlar !


Saatler çok çabuk geçti ve ayrılık vakti geldi. Yeco işleri sebebiyle erken vedalaşırken Nihan'da birkaç alışveriş sebebiyle İstiklal'e çıktı. Birkaç saat sonra tekrar telefonlaşıp buluştuk Nihan'la. Uzun zamandır özlenen kumpirle midemizi doyururken sohbete devam ettik. Bu arada kumpir İzmir'de ilk çıktığında ben üniversite 1. sınıfta okuyordum ve o zamanki adı da " Baked Patato" idi. Nedense yıllar sonra İstanbul'a geldiğimde adının kumpir olarak değiştirildiğini öğrendim. Bunu eşime anlatığımda ilk tepkisi " tabii siz İzmirliler sosyetesiniz, sosyete! " oldu :))


Ayrılıkları hiç sevmem, vedalaşmaları da. Ne yapacağımızı bilemedik Nihan'la. Birkaç dakika ayrılamadık birbirimizden. Seneye görüşeceğiz demek ağır geldi bize.Kısa bir hesapla en iyimser tahminle 8 ay sonra görüşebileceğimiz çıkamadı dilimizden. Ben işin kolayına kaçıp ağlamamak için 15 gün sonra görüşeceğiz dedim. 15 gün sonra !! Evet evet dedi Nihan'da dolu gözlerle. Hasrete hasret yüklenen sevgiyle sarıldık tekrar tekrar.. Umarım 15 gün kadar kısa gelecek ve geçecek süre içerisinde tekrar görüşürüz niyetiyle arkama bakamadan salındım ofise.


İnsanın hayattaki en büyük kazançları olarak elde ettiği dostlarla hayatın nasıl anlamlı ve katlanılır kılındığını düşünürken içim ısındı ; eve gidiş yolu
bile kısaldı.


İyi ki varsınız!!

7 Eylül 2010 Salı

UNUTMAK


Son bir kaç yıldır unutkanım. Bu sene had safhaya çıktı. Oysa unutmak isteyip de unutamadığım bir dolu şey varken, unutmamam gerekenler bir bir dilini çıkarıp el sallıyor bana . Bu tatilin , bir kaç gün hasta olmamın dışında , zihnime çok yarayacağını düşünürken dün ofis kapısı çaldı. Karşımda iki adam ve bir çocuk. Kocaman gülümseyen gözlerle ve benim onu tanıdığımdan çok emin ifadeyle " Abula merhaba !" .

Ben şaşkın " Pardon kimi aramıştınız ".

Adam " Zühre Abula ben... ben !! " .

I-ııııh, hıık ! Gözüm bile ısırmıyor.

"Valla tanıyamadım, çok özür dilerim; biraz tanıtsanız" .

Aklımda içeride müvekkilde; toplantının en derininde kalkmışım. Adam Taksim diyor, kartonpiyerci, boyacı diyor, bende ı-ııııh. Tanımıyorum. Gülümseyen dudaklar hafif hafif kapanmaya, bakışlar alınganlığa doğru kaymaya başladı. Valla tanımıyorum, ne yapayım şimdi !!! Tanıdım desem onu bunu soracak ve ben cevap veremeyecek saçma, samimiyetsiz bir gülümsemeyle sohbetin sonunu bekleyeceğim. Adam ordan girdi burdan çıktı baktı olmadı

" abula, tabii aradan çok sene geçti de ondan tanıyamadın " deyip iyi günler diledi.


İçerde müvekkil ile toplantı kaldığı yerden devam etti etmesine de benim akıl adamda kaldı biiir, unutkanlığım içime dert oldu ikiiii, böyle giderse bir müddet sonra ofise diye çıkar kendimi Bitlis'de bulabilirim üüüüç.


Keşke unutmak istediklerim silinse , duyduklarım uçsa zihnimden ağır ağır dönmemecesine, yaşamamış olmayı yeğlediklerim farklı bir durumla yer alsa hayatımda......ne güzel olurdu....


Yorgunum,çok yorgun !!


Anneannemi düşündüm.....Alzheimer'lı zihninin ona oynadığı oyunlar sayesinde etrafında dönen insanlık zaafiyetini algılayamıyor olmasına sevindim , belki ilk kez. Belki ilk kez , benim nur yüzlü , elma yanaklı canım anneanneme musallat olan bu hastalık için Allah'a şükrettim.




19 Ağustos 2010 Perşembe











Yukarıdaki benim Zefra'm. O bana Züfre der ben ona Zefra; taaa yıllardan beri. Gözümüzü açtığımızdan beri birlikteyiz, arkadaşız,dostuz,kardeşiz biz. Annesi anneme kırk gezmesine geldiğinde ben dört aylıkmışım. Burada olduğumu duyunca iki çocuğunu da arabaya atıp geldi beni görmeye. O kadar güldük o kadar güldük ki ara ara çocuklar yanımız gelip gelip anne iyi misiniz diye sordular. Halbuki biz biraraya geldiğimizde hep böyleyiz ama onlar bilmiyorlar. Annesi Güler Teyzem kapıyı çalıp girer, hadi anlatın bakayım ben de güleyim derdi. Biz birbirimize bakıp bakıp tekrar gülmeye başlardık çünkü bizi herşey güldürmeye yeterdi, anlatacak birşey bulamazdık, bulsak bile başkalarına saçma gelebilirdi. Onca seneden sonra gülmek için bahane aramaya ihtiyaç duymadığımızı görmek mutlu etti bizi. Balkız da Zefra'nın çocukları da bizim katılıp katılıp yerlere yatmamıza pek şaşırdılar. Performansımızdan birşey yitirmemişiz :))


Yıllar geçiyor ama bulunduğumuz, bıraktığımız noktadan devam ancak dostlarla mümkün oluyor. Onların varlığını hissetmek güç katıyor. Eksilmemesi, artması dilğiyle yıllar geçsin ve biz hep böyle kalalım dedik ve vedalaştık.


Yukarıda mutlu BAlkız fotoları iftiharla sunulur :)))
Herkese sevgilerle !!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...