8 Kasım 2011 Salı
KURBAN
Sakin ve sıradan bayramlarımızdan birini daha yaşıyoruz. Şu an içerden kavurma kokuları geliyor ve saat gecenin tam 00.00'ı. Bu koku beni çok gerilere çocukluğumun bayramlarına götürüyor.
Dedem geceden fırına konulan ve ağzı çamurla sıvanan suranın önüne sandalyesini attığında sabah ezanı bile okunmamış olurdu. Dayanamaz, uyku tutmaz beklerdi. Öyle sabırsızlanırdı ki bu sabırsızlığı çenesine vurur , sabah ezanı okunur okunmaz önce tenor tonu meşhur esnemesiyle başlar, oda kapılarının açılmaması üzerine bu kez de hadi kalkın naraları atarak maaileyi ayağa dikerdi. O fırın açılıncaya kadar sandalyesinden bir an olsun kalkmazdı. Koca sofra kurulur ve fırında bütün gece pişen sura o sabahın köründe midelere indirilirdi. Ben??? Ben ve küçük kuzen Yeliz ailenin mızmızları olarak yan masaya kurulur limon yemiş yüz ifadesi ile bakıp bakıp tiksinti duygusunun verdiği titremeler ile normal kahvaltımızı ederdik . İşte benim doğup büyüdüğüm ev bu kadar etçil iken ben bu kadar otçuldum. Et namına damağımın bildiği ve annemin zoruyla kabul etmek zorunda kaldığı tek şey köfteydi. O da ağzımda büyüyen lokmalarla babamın çiğenemeyi kesin bilmediğimi düşünüp çileden çıkması ve çiğneme replikleri yaparak bana bunu öğreteceğine inanmasıyla devam ederdi. Bu hep böyle oldu .
Gelelim yazının en başına. Evet saat tam 00.00 ve içeride kurban kavurması yapılıyor. Nerede? Tabii ki yuvam dediğim evde. Ben yukarıda anlattığım mıymıntılıkta biriyken evlendiğim koca kişisi tam bir et delisi! Allah'ın sopası yok! Buyur , bir de burdan yak, dedi eminim. İyi de neresinden yakayım? Ot yediği yok ki!!!
Abim yemin törenine gelmiş annemin taaaa İzmir'den Isparta'ya getirdiği donmuş işkembe çorbasını kaşığıyla kırarak yiyen kişi! Babaannem kıymaya gübre muamelesi yapan kadın !... Ettiğim tüm laflar inci gibi diziliyor önüme. Evet babaannemin un kurabiyesini bile kuyruk yağından yaptığını düşünürsek bu güne de şükretmeliyim biliyorum. Ama bu bayram en başta bizim aileye sonra da benim eşime bayram . Ben ise her bayram gibi bu bayram da mağdurları oynayan ve kale alınmayan bir yaban kedisi .
5 Kasım 2011 Cumartesi
24 Ekim 2011 Pazartesi
YARDIM MELEKLERİ
İlk defa bir cümle kurabilmek için pc nin başında duruyorum, bakıyorum bembeyaz sayfaya. Keşke şu son 20 gündür yaşadıklarımızı silebilme imkanı olsa, bembeyaz bir sayfa açabilsek tek tık'la. Yok! Koca bir " Yok " hissediyorum yüreğimde. Bununla ilgili yazacaklarım çok ama kelimelerim yine "Yok".
Biricik dostumun kurmuş olduğu bir oluşumun linkini veriyorum. Mümkün olduğunca yayılması çaresizliğe bir damla su serpecektir...
13 Ekim 2011 Perşembe
DEĞİŞİM
EVLİ
Erkek işten gelir, kapıyı çalar. Kadın kapıyı aralar ve şifre nedir diye sorar; erkek " seni seviyorum " der ve kapı ardına kadar açılır. Ya da kadın işten gelir , daha ayak sesleri duyulur duyulmaz kapı aralanır.Erkek kadını aşk dolu gözlerle içeri çeker , mutfakta elleriyle hazırladığı masa ve tabaklara kurulmuş yenmeyi bekleyen yeni kızarmış enfes köfteleri gösterir. Dudaklar birleşir, kokular içe çekilir ve gün boyu neler yaşandı muhakemesi için yatak odasına geçilir. Sırt üstü yatarken günün bakiyesi çıkartılır, biraz da dinlenme...Gece yatarken tv nin klasik müzik kanalı seçilir ve otomatik kapama ayarlanır ve huşu içinde uykuya dalınır...Sabah kalkılır ve bu aşk oyununu tekrar tekrar yaşamak için can atan iki kişi öpüşerek evden ayrılır.
EVLİ VE ÇOCUKLU
Kadın sabah sürünerek yataktan kalkar. Parmak uçlarına basarak giyinir ve pusuda bekleyen yavruya görünmeden çıkabilmek için saçını bile tarayamadan evden süzülür. Öğlene doğru evi arar. Bakıcıya yavrusu için
-bu sabah hapşurdu mu?
- evet
-kaç kez?
-üç
-hay allah, keşke kongest şurup verseydin
-verecektim ama abim verme annesi ver deyince ver, dedi.
- Hay Allah, iyi o zaman okuldan gelince verirsin...
Kadın sonra erkeği arar.
- Bu sabah hapşurmuş.
-Evet
- Şurup verecekmiş verme demişsin.Oysa ben ona vermesini söylemiştim.
-Ne bileyim, söylemedi ki bana.
-Böyle hapşurmayla başlıyor hep zaten.Sonra ciddileşiyor iş.
-Nasıl yani??? Hasta mı olacak şimdi??? Gidip okuldan alayım o zaman şurup içireyim.
-Şurup içirmek için okuldan mı alınır? Hayır!!! Gelince içer.
-Offfffff!!! Tamam o zaman! Hadi görüşürüz!
Der ve telefonlar kapanır. Bu rutin her sabah ve her akşam senaryosu farklı replik ve düpliklerle dolu yaşanmaya devam eder.
"Bekar" olunan kısım.... Güzel günlerdi, hoş biraz da boş, özgür ve bencil. Rutinlerin hayata uğramadığı bu günleri düşündüğümde tüm güzelliğine rağmen açık pencereden içeri süzülen buz gibi bir rüzgar hissediyorum; soğuk ve ıssız. Sonra kızımın yüzü aklıma geliyor, içime güneş doğuyor sıcacık ve beni tüm yorgunluğumla ayakta tutacak güçte sevgi ve dirençle.
Hayat değişiyor; zaman ve içine katılan bireylerin yarattığı enerji ile. Değişen hayatlar içinde yeşeren umutların varlığı o hayatı yaşanır kılıyor ve devam! dedirtiyor.. herşeye rağmen.
9 Eylül 2011 Cuma
UZAKLAŞTIKÇA
YAKLAŞIYORUM SANA.
KAÇAYIM DERKEN
İÇİNDE REHİN.
KOŞUYORUM
YANIBAŞINDAYIM.
SESİN KULAĞIMDA
TENİN TERİM KARIŞIK...
ELİMDE DEĞİL
SENİ SEVMEK...
BEDENİM HAYIR
RUHUM SANA ESİR.
7 Eylül 2011 Çarşamba
3 Ağustos 2011 Çarşamba
TAŞINDIK
Mekanların, sokakların, eşyaların ,giysilerin kısacası herşeyin ruhu olduğuna inanırım. Bu ruh beni yakaladı mı ben ona alışır ve sadık kalırım. Zor gidenlerden , zor atanlardanım. Hele hele yaşanmışlıklar,anılar ve birikenler varsa.
Beyoğlu Adliyesi İstiklal' den Haliç'deki yerine 1999 yılında geçmiş ,ben ise 2000 den beri oradayım ; hemen hemen her hafta mutlaka ! Bugün gittim ve şok oldum. Evet taşınma takvimi belliydi ama biraz öne alınarak gerçekleştirilmiş. Kapıdan her girdiğimde mutlaka uğradığım, duruşmaya geç kalma korkusuyla uğrayamadığım zamanlar merak edildiğim, duruşma aralarında bulunup öğlen arası aşağıda beklendiğim haberi uçurulup aşağıya indiğimde bana özel yemek siparişi ile karşılaşıp şaşıp kaldığım, kendimi evimin oturma odasında hissettiğim, Memed Abimin kahvesi, Recep'imin sohbeti ve güleryüzü , elemanların birbirlerine yaptıkları şakalar ve takılmalar aslında benim gibi pekçok avukatın neşesi, yaptığımız sıkıcı ve sorunlu işlerden silkelenme yegane güç toplama yerini kapalı görünce içim karardı. Dile kolay on bir yıl geçti, en fazla da bu adliyede. Cezasından, Asliye'sine,Sulh'tan, Aile'sine...Ne kavgalar, ne hüzünler, ne sevinçler ...Ne anılar birikti ! Hepsi gözümün önüne dizildi. Koridorlar kapalı ve ıssız....Alışmamışım bu haline .İçim sıkıldı ! Duruşma bitimi duramadım karşı bloğa geçtim orası da böyle mi merakıyla. Baro Odasına girerken Memed Abiyle karşılaştık, kucaklaştık. Hal aynıydı, cuma son !
Evet adliye sıkıntımız vardı, şikayet ederdik ; hem de çok. En çok da İstanbul'daki sayısı 18 , belki de bu sayıyı da geçen adliyelere yetişme sorunu bizi mahvederdi. Şimdi yapılan adliye Avrupa'nın en büyük adliyesi. Görenler şahane diyor! Ama ya ruhu ? Birden aklıma Mustafa Sandal'ın "Araba" şarkısı geldi :))))) Peki bizim yeni adliye'nin ruhu olacak mı ? Bende ruh bulabilmesi için bir hayli zaman geçmesi gerekecek bunu biliyorum.
Adliye'den çıkarken arkamda bıraktığım hüzün yerini gerçek bir hasrete, ideal' e, gönül arzusuna bıraktı ; Avrupa'nın en büyük adliyesine sahip olmak yerine Hukuk Devleti olma çabası yer alsa ve bu uğurda yol alınsa değil saray ben barakada avukatlık yapmaya razı olurdum !
Beyoğlu Adliyesi İstiklal' den Haliç'deki yerine 1999 yılında geçmiş ,ben ise 2000 den beri oradayım ; hemen hemen her hafta mutlaka ! Bugün gittim ve şok oldum. Evet taşınma takvimi belliydi ama biraz öne alınarak gerçekleştirilmiş. Kapıdan her girdiğimde mutlaka uğradığım, duruşmaya geç kalma korkusuyla uğrayamadığım zamanlar merak edildiğim, duruşma aralarında bulunup öğlen arası aşağıda beklendiğim haberi uçurulup aşağıya indiğimde bana özel yemek siparişi ile karşılaşıp şaşıp kaldığım, kendimi evimin oturma odasında hissettiğim, Memed Abimin kahvesi, Recep'imin sohbeti ve güleryüzü , elemanların birbirlerine yaptıkları şakalar ve takılmalar aslında benim gibi pekçok avukatın neşesi, yaptığımız sıkıcı ve sorunlu işlerden silkelenme yegane güç toplama yerini kapalı görünce içim karardı. Dile kolay on bir yıl geçti, en fazla da bu adliyede. Cezasından, Asliye'sine,Sulh'tan, Aile'sine...Ne kavgalar, ne hüzünler, ne sevinçler ...Ne anılar birikti ! Hepsi gözümün önüne dizildi. Koridorlar kapalı ve ıssız....Alışmamışım bu haline .İçim sıkıldı ! Duruşma bitimi duramadım karşı bloğa geçtim orası da böyle mi merakıyla. Baro Odasına girerken Memed Abiyle karşılaştık, kucaklaştık. Hal aynıydı, cuma son !
Evet adliye sıkıntımız vardı, şikayet ederdik ; hem de çok. En çok da İstanbul'daki sayısı 18 , belki de bu sayıyı da geçen adliyelere yetişme sorunu bizi mahvederdi. Şimdi yapılan adliye Avrupa'nın en büyük adliyesi. Görenler şahane diyor! Ama ya ruhu ? Birden aklıma Mustafa Sandal'ın "Araba" şarkısı geldi :))))) Peki bizim yeni adliye'nin ruhu olacak mı ? Bende ruh bulabilmesi için bir hayli zaman geçmesi gerekecek bunu biliyorum.
Adliye'den çıkarken arkamda bıraktığım hüzün yerini gerçek bir hasrete, ideal' e, gönül arzusuna bıraktı ; Avrupa'nın en büyük adliyesine sahip olmak yerine Hukuk Devleti olma çabası yer alsa ve bu uğurda yol alınsa değil saray ben barakada avukatlık yapmaya razı olurdum !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







