İstanbul'a ilk geldiğim yıllardı. Rutinliğin hayatıma hükmetmediği, şehrin tadını çıkarttığım zamanlardı. Aylaklığın avare düdüğü egemendi . Cihangir' den Taksime vurur , oradan kule dibine iner Galata Kulesi'nin içinde soluğu alırdım. Başka da bildiğim yer yoktu ve tek arkadaşım da orda çalışırdı. Ama İstanbul benimdi. Tadını çıkara çıkara keşfettim her yeri, kare kare dantel inceliğinde...
Tüm bunları hatırlamama sebep olan şey ise uykuya dalarken kendimi bulduğum pencere kenarıydı . O pencerede , yurtdışına çok sık uğurladığım eşime el sallarken buldum kendimi. Neler yapacağımı düşünüyordum bir bir. Kahvaltıdan önce Doxy dışarı çıkartılacak,ortalık şöyle bir toplanacak ; daha sonrası yukarıda anlattıklarımdı. Ver elini İstanbul !
Uyumak için debelenirken geçmişten gelenler içime ferahlık kattı...Son zamanlarda hep serzenişler duyuyorum. Aranamayan, gidilemeyen dostlar..Özlenen ama birlikte olmak için gerçekleştirilemeyen planlar...Geçen yıllar...
Yorgunluğun bedenden çıkıp ruha çöreklendiği , bir türlü çözüm bulamayan insanın, karşıdan görünen hali "huzur", içinde yaşanılan gerçeği ise " kabul ediş" tir. İşte asıl gerçek budur. Huzur dıştan görünen janjanlı bir ambalajdır.
Anıların kendini üzen detaylardan sıyrılıp da sadece mutlu ettikleriyle geri dönmesi arasındaki mesafe uzun, çok uzun ! Şimdi benle, beni mutlu edenlerle yanı başımda duruyor ve gülümsüyor. Yaşadıklarına güven, diyor. Sayfalar aralanırken gözümü alan ışık , bana bilmediğim o yolda rehber olup cesaret vereceğini söylüyor ....İnanıyorum yaşadıklarıma ,sebeplerine ; sonuçlarıyla birlikte bugün adına .
Dün ile bugün arasındaki köprüden korkusuzca geçen benin yarın için randevusu yok . Ama kapısı ardına kadar açık,bekliyor...
13 Kasım 2011 Pazar
10 Kasım 2011 Perşembe
ATAM !
SENİ UNUTMAK MÜMKÜN MÜ ? ANCAK UNUTANLAR VE UNUTTURMAYA ÇALIŞANLAR İŞ BAŞINDA HER SAAT, HER GÜN; SİSTEMLİ ! AMA BİLMİYORLAR Kİ BİZ İNANCIMIZI, UMUDUMUZU SENDEN ALDIK; YOKTAN VAR ETİĞİN BİR CUMHURİYET BİZİM YOL HARİTAMIZ! NE KENDİMİZE NE DE SANA İHANET ETMEYECEĞİZ, YOLUNDA OLMAKTAN ONUR DUYARAK YÜRÜYECEĞİZ!
8 Kasım 2011 Salı
ÖZLEM
Benim güzeller güzeli annemle biricik canım abim !!! Bu gün bayram; onlar hep birlikte. Bense onları çok özlemekte...yurtdışında değiliz ama istediğimiz her an bir araya gelememek zor, çok zor..Adı gurbet, gözü kör olsun derler ya..öyle evet...Bayramlarda ve diğer özel günlerde daha da keskinleşiyor bu duygu. İçimdeki alev sağa sola savrulup böğürüyor ,isyan ediyor...içimi yakıyor...Anne,baba,kardeş kokusundan uzak diyar beni avutmakta zorlanıyor....
Şimdi bu duygudan uzaklaşıp benim Balkız'ımın muzip fotosu ile sayfamı sonlandırıp gülümseyeceğim.....
KURBAN
Sakin ve sıradan bayramlarımızdan birini daha yaşıyoruz. Şu an içerden kavurma kokuları geliyor ve saat gecenin tam 00.00'ı. Bu koku beni çok gerilere çocukluğumun bayramlarına götürüyor.
Dedem geceden fırına konulan ve ağzı çamurla sıvanan suranın önüne sandalyesini attığında sabah ezanı bile okunmamış olurdu. Dayanamaz, uyku tutmaz beklerdi. Öyle sabırsızlanırdı ki bu sabırsızlığı çenesine vurur , sabah ezanı okunur okunmaz önce tenor tonu meşhur esnemesiyle başlar, oda kapılarının açılmaması üzerine bu kez de hadi kalkın naraları atarak maaileyi ayağa dikerdi. O fırın açılıncaya kadar sandalyesinden bir an olsun kalkmazdı. Koca sofra kurulur ve fırında bütün gece pişen sura o sabahın köründe midelere indirilirdi. Ben??? Ben ve küçük kuzen Yeliz ailenin mızmızları olarak yan masaya kurulur limon yemiş yüz ifadesi ile bakıp bakıp tiksinti duygusunun verdiği titremeler ile normal kahvaltımızı ederdik . İşte benim doğup büyüdüğüm ev bu kadar etçil iken ben bu kadar otçuldum. Et namına damağımın bildiği ve annemin zoruyla kabul etmek zorunda kaldığı tek şey köfteydi. O da ağzımda büyüyen lokmalarla babamın çiğenemeyi kesin bilmediğimi düşünüp çileden çıkması ve çiğneme replikleri yaparak bana bunu öğreteceğine inanmasıyla devam ederdi. Bu hep böyle oldu .
Gelelim yazının en başına. Evet saat tam 00.00 ve içeride kurban kavurması yapılıyor. Nerede? Tabii ki yuvam dediğim evde. Ben yukarıda anlattığım mıymıntılıkta biriyken evlendiğim koca kişisi tam bir et delisi! Allah'ın sopası yok! Buyur , bir de burdan yak, dedi eminim. İyi de neresinden yakayım? Ot yediği yok ki!!!
Abim yemin törenine gelmiş annemin taaaa İzmir'den Isparta'ya getirdiği donmuş işkembe çorbasını kaşığıyla kırarak yiyen kişi! Babaannem kıymaya gübre muamelesi yapan kadın !... Ettiğim tüm laflar inci gibi diziliyor önüme. Evet babaannemin un kurabiyesini bile kuyruk yağından yaptığını düşünürsek bu güne de şükretmeliyim biliyorum. Ama bu bayram en başta bizim aileye sonra da benim eşime bayram . Ben ise her bayram gibi bu bayram da mağdurları oynayan ve kale alınmayan bir yaban kedisi .
5 Kasım 2011 Cumartesi
24 Ekim 2011 Pazartesi
YARDIM MELEKLERİ
İlk defa bir cümle kurabilmek için pc nin başında duruyorum, bakıyorum bembeyaz sayfaya. Keşke şu son 20 gündür yaşadıklarımızı silebilme imkanı olsa, bembeyaz bir sayfa açabilsek tek tık'la. Yok! Koca bir " Yok " hissediyorum yüreğimde. Bununla ilgili yazacaklarım çok ama kelimelerim yine "Yok".
Biricik dostumun kurmuş olduğu bir oluşumun linkini veriyorum. Mümkün olduğunca yayılması çaresizliğe bir damla su serpecektir...
13 Ekim 2011 Perşembe
DEĞİŞİM
EVLİ
Erkek işten gelir, kapıyı çalar. Kadın kapıyı aralar ve şifre nedir diye sorar; erkek " seni seviyorum " der ve kapı ardına kadar açılır. Ya da kadın işten gelir , daha ayak sesleri duyulur duyulmaz kapı aralanır.Erkek kadını aşk dolu gözlerle içeri çeker , mutfakta elleriyle hazırladığı masa ve tabaklara kurulmuş yenmeyi bekleyen yeni kızarmış enfes köfteleri gösterir. Dudaklar birleşir, kokular içe çekilir ve gün boyu neler yaşandı muhakemesi için yatak odasına geçilir. Sırt üstü yatarken günün bakiyesi çıkartılır, biraz da dinlenme...Gece yatarken tv nin klasik müzik kanalı seçilir ve otomatik kapama ayarlanır ve huşu içinde uykuya dalınır...Sabah kalkılır ve bu aşk oyununu tekrar tekrar yaşamak için can atan iki kişi öpüşerek evden ayrılır.
EVLİ VE ÇOCUKLU
Kadın sabah sürünerek yataktan kalkar. Parmak uçlarına basarak giyinir ve pusuda bekleyen yavruya görünmeden çıkabilmek için saçını bile tarayamadan evden süzülür. Öğlene doğru evi arar. Bakıcıya yavrusu için
-bu sabah hapşurdu mu?
- evet
-kaç kez?
-üç
-hay allah, keşke kongest şurup verseydin
-verecektim ama abim verme annesi ver deyince ver, dedi.
- Hay Allah, iyi o zaman okuldan gelince verirsin...
Kadın sonra erkeği arar.
- Bu sabah hapşurmuş.
-Evet
- Şurup verecekmiş verme demişsin.Oysa ben ona vermesini söylemiştim.
-Ne bileyim, söylemedi ki bana.
-Böyle hapşurmayla başlıyor hep zaten.Sonra ciddileşiyor iş.
-Nasıl yani??? Hasta mı olacak şimdi??? Gidip okuldan alayım o zaman şurup içireyim.
-Şurup içirmek için okuldan mı alınır? Hayır!!! Gelince içer.
-Offfffff!!! Tamam o zaman! Hadi görüşürüz!
Der ve telefonlar kapanır. Bu rutin her sabah ve her akşam senaryosu farklı replik ve düpliklerle dolu yaşanmaya devam eder.
"Bekar" olunan kısım.... Güzel günlerdi, hoş biraz da boş, özgür ve bencil. Rutinlerin hayata uğramadığı bu günleri düşündüğümde tüm güzelliğine rağmen açık pencereden içeri süzülen buz gibi bir rüzgar hissediyorum; soğuk ve ıssız. Sonra kızımın yüzü aklıma geliyor, içime güneş doğuyor sıcacık ve beni tüm yorgunluğumla ayakta tutacak güçte sevgi ve dirençle.
Hayat değişiyor; zaman ve içine katılan bireylerin yarattığı enerji ile. Değişen hayatlar içinde yeşeren umutların varlığı o hayatı yaşanır kılıyor ve devam! dedirtiyor.. herşeye rağmen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







