7 Nisan 2010 Çarşamba

ÖDÜL



Sevgili Sanat Notları " Yaratıcı Blogger Ödülü" göndermiş bana. Kendisine çok çok teşekkür ederim. İstanbul ve Türkiye'deki önemli sanat olayları ve gelişmelerini takip ettiğim, sanatçılarla ilgili biyografilerin de yer aldığı harika bir bloğa sahip kendisi. Ben bu ödülü pek hak edip etmediğim konusunda kuşkuluyum ama madem göndermiş, başım üstünde !

Bu ödülü alan kişi , hakkındaki 7 ilginç şeyi de yazacakmış. Belki hatırlarsınız ben bu hususta daha önce kuzen Günün Çorbası tarafından mimlenmiş ve yüzüm kızara kızara ilginçliklerimi dökmüştüm ortaya saça saça. Mim geldiğinden beri düşünüyorum ne yazabilirim diye. Pek sakınca yaratmayacakları bulup döküyorum yine ortaya:

* Herkes uyuduktan sonra uyuyamam, her taraftan çıkan sesler kulağımda büyür büyür ve otururum sabaha kadar.

* Yemek yenilirken ekmek kesmek görevinden hoşlanmam.

* Argo lügatım bir erkeği kıskandıracak kadar doludur ama kullanmam, kullanmamaya çalışırım, samimi olmak gerekirse sinirden deliye döndüğümde hiç kimsenin olmadığı zamanlarda kullanırım :))

* Operaya gidemem. En son 12 yıl önce gidip bir ay depresyona girmiştim.( En büyük hayalimdi ). Cd ler yetiyor bana.

* Çok mutlu olduğum zamanlarda koşmak ve ardından da uçmak dürtüleri kaplar beni.

Hımmmm düşündüm düşündüm ama daha fazla çıkaramadım .Umarım yeterlidir.

Mimleri herkes sevmiyor. Ama en önemlisi sürekli takip ettiğim, yazılarını okumaktan son derece zevk aldığım arkadaşlarımın hepsi bu ödülü hak diyor. Hepsinin yüreklerine ve ellerine sağlık diyor " Yaratıcı Blogger Ödülü" nü hepsine ithaf ediyorum.

Sevgilerimle herkese...

6 Nisan 2010 Salı

BİR FİLM








Bizim festival filmlerini izleme komitemiz Bekir Ağabeyi (aile babamız olur kendisi ama hem yaş hem de fiziki konumu itibariyle kendisine tarafımca abi denilmektedir ) ve dünyalar tatlısı kızı Esra' dan oluşmaktadır. Balkız olduğundan beri ben kendilerine ancak ve ancak fıstıktan katılır oldum.
Neyse dün akşam önce Halep Pasajı içindeki Cafe Krepen' de buluşup güzel bir yemekten sonra hemen yanındaki Rüya Sineması'na geçildi. Rüya Sineması bundan 2 yıl öncesine kadar sadece aganigi filmlerinin yer aldığı bir sinemaydı. Ama artık yenilenip vizyon ve festival filmlerinin de yer aldığı bir salon haline getirildi ve nefis oldu. Burada parantez açıp Emek Sinemasının kapatılıp bir alışveriş merkesi haline getilmesi fikrini ortaya atan, uygulamaya koyan ve devamını getirenlere yazıklar olsun diyor ; tarih, kültür ve tüm dünya anlayışınız yerin dibine batsın diyerek parantezi kapatıyorum. Ama yine de orjinaline uygun restore edilerek hizmete açılması umudunu da yitirmiyorum.

Filmin adı Patenci Kızlar . Yapımcılıkla birlikte yönetmenliğini de üstlenen Drew Barrymore . Aynı zamanda filmin oyuncularından biri. Ellen Page' nin başrolde yer aldığı filmde benim her daim hayranlıkla izlediğim ve aynı zamanda sıkı da bir müzisten olan ve geçen sene grubuyla birlikte İstanbul'a da gelen Juliette Lewis , Zoe Bell, ve yine her rolünü hayranlıkla izlediğim Marcia Gay Harden , Jimmy Fallon yer almakta. Eleştirmenler tarafından " son derece eğlenceli, falasıyla sevimli ve dahiyane " olarak bulunmuş. Benim fikrim de aynı yönde. Baştan sona kadar hiç ilgimin azalmadığı, paten sahnelerinin adrenalimi arttırdığı , samimi ve güçlü oynunculuklarla bezenmiş güzel bir filmdi. Filmin kısaca konusu : Güzellik yarışmalarının dayatıldığı Teksas'taki kasaba yaşantısından farklı bir hayat arayışı içerisindeki Bliss , Austin'deki kadın paten yarışmalarını izlediğinde kendisi için alternatif bir uğraş ile birlikte yaşam olacağını düşünüp seçmelere katılır ve takıma seçilir. Ancak tüm bunları ailesinden saklamaktadır. Bliss aşk , tutku, hayal kırıklığı ve hayatı keşfederek ailesinin onun için düşündükleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Hayatta ne olmak ve ne yapmak istediğinin ve buna sıkıca sarılmanın önemini belirtmesi açısından izlenmeye değer bir filmdi.

Film saat 11.35 de bitti ve ben eve gittiğimde saat 1.00'di. Balkız babasının 4 masal anlatmasına rağmen uyumamış dudakları büzük büzük beni bekliyordu. Beni görmesiyle birlikte yataktan pike yakıp omuzlarıma atlaması bir oldu. Sarmaş dolaş....Saat 2.35 kadar sarılıp sarılıp,öpüp koklaştık . "Anne tooook ösledim seni " demesi hala kulaklarımdan gitmiyor. Dedim ya ben fıstıktan katılıyorum gruba. Zühre burada hemen su koyar. Belki bir sonraki hafta bir filme daha evet, ama başka yok. Dayanamam ben Balkız'ıma !

5 Nisan 2010 Pazartesi

GÖZLERİM KAN AĞLIYOR




Yüreğimde ağlıyorum

Yaşayan bir suç gibi

Yalvaran bakışları

Görmüyor artık gözüm

Bilemem, affedemem

Sensiz geçen onca yıl

Var olan duygularım

Ölüyor her geçen gün


Salmadı geceleri ay, gökyüzünde yıldızlar

Susmaz kalbim senin için

Hasretinle çarpıyor

Sence neden yapayalnızım

Soldu tümden umutlar

Sensin neden sevgilim

Gözlerim kan ağlıyor.

ZÜHRE

4 Nisan 2010 Pazar

TÜM HAFTA OLANLAR


Geçtiğimiz haftaya Balkız'ın nezlesini takip eden ateşle noktayı koymuşken bu kez de benim nezlemle birlikte haftaya merhaba diyeceğiz. Dip dalmaya alışkın bu kulaklar hiç böyle tıkanmamıştı.C ılık cılık sesler geliyor kulaktan mı yoksa beynimden mi henüz anlayamadım. Ama iyileşeceğim , iyileşmek istiyorum acilen . Eğer bugünkünden daha iyi olursam yarın 29. İstanbul Film Festival'inden bir filmle bulaşacağım. Geçen sene 5 film izlemiş ,biri hariç diğerlerini beğenmiştim. Seçici kurulun film seçimlerini nasıl yaptığı hakkında hiç bir fikrim yok ama bahsettiğim o film gerçekten de berbattı. İnat edip sonuna kadar oturduk ve film bittiğinde konusu dahil hiç bir şeyi anlayamamıştık. Aklımda kalan tek şey filmin olur olmaz her yerinde söylenen " I just called to say I love you " adlı parçaydı. Bu parça ortaokul orkestramızda çok keyifli çalınıp söylenmiş ve bir sürü anı yüklenmiş olmasına rağmen bu filmle birlikte hepsi silinip sadece filme çöreklenmiş oldu benim için. Filmin yarısı bitmeden salonda kimsecikler kalmamıştı bizden başka :)) Umarım aynı şeyle karşılaşmayız yine.


İşte böyle ! Umarım sizlerin pazarı ve haftanız sağlıklı ve bol gülücüklü olsun. Sevgilerle..

28 Mart 2010 Pazar


Çikulata : turulata


Mikrofon : fikrofon


Kocaman : kobadan


Koca'n : kodan


Uçak : utak


Bamya : manya


Limon : ninon


Babaanne : mamaane


Makyaj : mekyaj


Ruj : lüj


Kaşar : kasar


Küçük : cücük


Gitti : ditti


Portakal : porkatal


Zühre : süülee


Piyano : pinano


Kağıt : gıııt

şu : su

........




Yıllar evvel henüz evlenmemiş ve anne olmamış zamanlardan birinde çocukluk arkadaşımla laflarken sürekli henüz küçücük olan kızından bahsettiğini farkettim. Konu dönüp dolaşıp hep ona kızı Burcu'ya bağlanıyor. Aa dedim benim arkadaşım buldumcuk olmuş. Dedim hafta sonları ne yaparsınız? , o dedi Burcu' nun zevk aldığı yani istediği yerlere gideriz. Hoppaaaa ! Offfff dedim içimden ne sıkıcı bir hayat, içim bayıldı ! Kırk yıllık arkadaşla şöyle doyum tokum konuşulmuyor. Nasıl değişti böyle , muhabbet hep aynı , hep çocuk , hep çocuk . İçimden öffleyip öffleyip izin istedim ve KAÇTIM.

Aradan yıllar geçti ve ben 35 yaşında anne oldum. Gördüğünüz üzere kızımın lügatını yapacak kadar buldumcuk oldum. Valla oldum. Herşey onun üzerine kurulu. Yatış-kalkış , gitme-gelme, yeme-içme, oturma-kalma...... tüm eylemler ona bağlı. Sıkıcı mı ? Değil tabii ki ! İnsan başına gelince anlıyor; bundan önceki hayatının ne kadar sorumluluk yüklü olsa da az kaldığını , ne kadar dolu olsada aslında ne kadar boşu doldurduğunu, ne kadar eğlenceli olsa da aslında gülümsediğini, ne kadar mutlu olsa da aslında yetmediğini, ne kadar güçlü olsa da aslında gücünü bilmediğini... Evet annelik büyük güç veriyor, hem yüreğe hem de sürekli talepleri bol olan yavruya koşmaya yarayan bedene.


Sanırım BAlkız gözümün önünde beni bile şaşırtan hızla büyüyor ve biz henüz 3 sene olmasına rağmen bazı bebeklik anektodlarını hatırlamakta güçlük çekiyoruz. Balkız 18 yaşına geldiğinde bizim yaşlarda kemali alacak ve belki de hiç mi hiç hatırlayamacağız. Umarım onun sağlıklı ve mutlu bir birey olduğunu görme şansına erişiriz.


Herkese mutlu pazarlar dilerim.

25 Mart 2010 Perşembe

TASARI-MASARI-KOŞARI-KOY TASI-AL TAKKEYİ GİT AŞAĞI !


Her akşam hep aynı oyun. "İiiiiizzmiirrrr uçağı kalkıyooooooorrrr bir-iki-bir-iki-bir-iki ! Balkız hadi kooooşşşşşş uçağa yetişelim, uçak kaçıyor. Anneanne-dede çok üzülür koş koşşşşşş" Ve Balkız başlar koşmaya ; bu arada anne tarafından ağzına kocaman bir lokma sıkıştırılır . Acelemiz var, çünkü Balkız büyüyecek ve bunun için daha çok , çok oyuna ihtiyacımız olacak.


Ama Türkiye'nin büyümesi için oyunlara ihtiyacımız yok, hiç yok ! Hatta artık oynanan oyunlara bir son vermemiz gerekli. Hem de acilen ivedilikle !Oyunda hile olması oyunun taraflarını demoralize eder,oyundan soğutur ve uzaklaştırır. Bahse açmak istediğim konu yeni anayasa tasarısı. Elbette ki 1982 Anayasası değiştirilmeli. Temel hak ve hürriyetler hususunda darbe anayasası özelliği taşıması sebebiyle çok kısıtlı, dogmatik ve kısır tutulan özgürlükler genişletilmeli , revize edilmeli , halkın tümüne yayılan kucaklayan bir anayasa haline dönüştürülmeli. Ama hazırlanan taslak için Başbakan'ın "bir-iki-bir-iki hadi kalkıyor" acelesini anlamak mümkün değil. Evet acelemiz var yeni ve tüm halkı kapsayacak , kucaklayacak ve nefes aldıracak bir anayasaya. Ama ben hazırladım , kabul edin , etmezseniz halkoyuna sunacağım hem de tüm maddeleri birden anlayışı , yapılmaya çalışılanın samimiyetinden şüphe duymamıza neden oluyor. Neden tümü oya sunulsun? On madde hususunda hayır oyu olan vatandaşın yer almasını istediği üç madde için vereceği oy neden EVET olsun; ya da tam tersi. Niçin Anayasa Mahkemesi' ne Hukuk Fakültesi mezunu olmayan kişilerin de seçilebilmesi maddesine HAYIR düşüncesinde olan ben HSYK kararlarına karşı yargı yolunun açılımını sağlayan maddeye EVET diyebilecekken bir evet bir hayırı götürür zihniyeti içerisinde halkoyuna-oyununa alet olayım. Bu kadar aceleye gerek yok! Hiç yok.! Halk bu tasarıyı oluştururan maddeler hususunda bilinçlendirilmeli , tasarının hak ve özgürlüklerin teminini sağlamasından çok öte hükümetin kendi arenasını yaratacak zemini oluşturmaya çalışırken yargı ve askeri saf dışı etmeye çalıştığı gözardı edilmemelidir. Özgürlükler kendi düşüncelerinizi yayma söz konusu olduğunda itibar gösterilecek , yer-zemin tesis edilecek peki ya sonra? Bu hangi demokrasi içerisinde yer alan , hangi düşünce sistemini oluşturan yerlerde mümkün görülür? Ancak despotizm dolayısıyla faşist düşünce sistemlerinde makul görülür . Beğenmediğiniz söylemleri tuuuuuuu diye tükürük yağmuruna tutakoyun , suni gündemlerle cevaplamanız gereken başta Deniz Feneri Davası olmak üzere tüm soru ve sorunları es geçin, özgürlükler diye diye evlerinden olan ve alışmadıkları bir hayat tarzını yaşamaya zorladığınız ,tokmak sesini duydukları anda tüm şikayet ve sıkıntılarını söylemeyi unutan ,vazgeçen, o anın tadını çıkarmayı düşünen ve genlerine yenik düşen sevgili çingenelere davullu zurnalı açılım toplantısı düzenleyin... Yutturamazsın. O lokma bizlerin boğazına takılır, geçmez.


Darbe sonucu ortaya çıkan 1982 Anayasası değiştirilmeli. Ama tüm halkın gönlünü fethedecek yeni bir düzenlemeyle. Hadi içinizin tamamiyle temiz, ard niyetsiz olduğunu farzedelim ve topu hukukçularına atarak onları tukaka yapalım.Demezler mi adama al kardeşim 1961 Anayasasını koy önüne. Haksa hak, özgürlükse özgürlük; zamanının toplumundan çok önde olan ve sendika hakkı olmak üzere tüm özgürlükleri bolca içinde barındıran anayasa. Buyrun !


Tekel işçilerinin inim inim inletilmesi ile sonuçlanan durum Türkiye' sinde memurlara örgütlenme hakkını sunsanız ne olur sunmasınız ne olur ? O lokma bu boğazdan geçmez, geçemez. Türkiye sultan hazretlerinin ülkesi olmaz, oldurulamaz. Osmanlı İmparatorluğu onu kuran ve başında olanların üstün zeka, deha, askeri ve entellektüel birikimleriyle 600 yıl sürmüştür. Sizinkinin bu iktidarı belki 11 yıl evet ama bir + 11 yıl öteye geçiremeyeceği kuvvetle muhtemeldir bilgilerinize.

23 Mart 2010 Salı

YENİDEN SEV BENİ




Çok çok uzaklardasın sen
Sarılıp giderken
Yeniden , yeniden sev beni !

Yalvarıyorum, çok özlüyorum
Sokulmam, uzak dururum senden
Dur yok olma ! Sensiz bırakma !
Sancılarla korkularla ne olur bırakma.
Sen gel beni al, atıl kollarıma
Unuturuz herşeyi gel sen !

Yeniden sev, yeniden sev, sev yeniden !
Sevgilimsin sen
Yeniden duy, yeniden öp, yeniden al beni....








ZÜHRE

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...