Bu aralar yazı yazmakta zorluk çekiyorum. Aklıma gelenleri kaleme almazsam 5 sn sonra kendi kendini imha ediyor ve ben boş sayfaya doğru kendimi bakar buluyorum. Yazı yazma dürtüme bir engel de her türlüsü denenip deneme sonucu çıldırıp en iyisi olduğunda karar kılınan, bu seferde baz istasyonlarının fazla olmadığı bir yerde konuşlanmam sebebiyle vuslata erememem. Şimdi de cuka cuka cuuuuukkkk diye bağıran bir miki fare beynimi yediği için zorlanıyorum ama yazacağım, yok yok yazacağım fena inat ettim.
Görüşmeyeli ne var ne yok derseniz , iki yıldır bizimle birlikte yaşayan , bana kardeş kızıma abla olan Hati gitti. Ağlaya ağlaya içi dışına çıktı bende ise hiç. Bu kadar mı taş oldum sorusunu es geçtim, ben duygusal sömürü teşkil edecek her durumda domuza dönüşme becerisine sahibim. Sanırım bu bir mesleki defo olarak kişiliğime yer etmiş durumda. İyi mi? ehhh ne diyeyim elle gelen düğün bayram demişler. Çok dağıttım konuyu hemen toparlıyorum. Üzüldüm tabii canım, dıştan taş gibi görünsemde içte gastritim artmış , artmakla kalmamış tavan yapmış durumda köpürüyor. Bundan dört sene önce terkedildiğimizde durum daha vahimdi . Ben bir günde ofisimle birlikte yürütmekte olduğum iki büyük firmaya el sallayarak kızımı ayağımda uyuturken bulmuştum kendimi. Yalnızlık zor çok zor gurbette. Çalacağın kapıların koşullarının uygun olmaması seni senle başbaşa bırakıyor. Oysa bekarken şu anlattığım çocuk ,kreş, bakıcı ve benzeri her tür durumlar bana ne sıkıcı ve basit gelirdi...Alışacağız boşluğuna Hati'nin çaresiz.
Veeeee "Bir mucize olan hamilelik kırk hafta sürer
Bebekler kırkıçıkarılmadan evden çıkarılmaz
Adam olmak için kırk fırın ekmek yemek gerekir
Birşeyi kırk kere söylersen gerçek olur
Hamamda yıkanan kişilere mis gibi kırklanmışsın denir
Canımız birşeyi istemediğinde kırk dereden su getiririz ve daha neler neler, kırk iyidir ! :) " diye bir mesaj kırk yaşımı kutlayanlar arasında en çok hoşuma giden mesajların başındaydı. Evet 40 oldum ! Otuzlu yaşlarda bile kendimi bu kadar genç ve güzel hissetmemiştim.Yok bu öyle kendini beğenmeden öte bir duygu ; daha çok benimseme, özümseme, kabullenme ve farklı bir tür huzur.
Evet 40 'ım ama sanırım ben kırkta kalıp çöreklenmek istiyorum ; on yıl sonra 41,5 olabilirim :))
En güzel hediye ise Balkız'ımın elleriyle yaptığı resim ve çantaydı. Ondan aldığım ilk hediye. Ama henüz bilmiyor ki , o benim yaşam hediyem!!!
22 Şubat 2012 Çarşamba
18 Aralık 2011 Pazar
HASLET ( ! )
Canımı çektirenler :
1- Şöööyleee içi hınca hınç dolu bir müzik holde muhteşem bir şov eşliğinde şarkı söylemek ( çıkıp gitme tercih meselesidir )
2- Sabahtan çıkıp tekrar gün doğumuna kadar gezmek, tozmak, avarelik etmek,serseriliğin dibine vurmak
3- Haftada iki gün hiç bişey yapmadan,yemeden,içmeden yatmak ; uyumak , uyanmak ve tekrar uyumak
4- Tek anlatımda anlaşılabilmek
5- Sansürsüz küfretmek , adam dövmek
6- Kaşlarımı jiletle kazımak ( yok hayır delirmedim :)
7- Eve geldiğimde yaklaşık bir saat kimseyle konuşmamak
8- Hati'nin külotlarla havluları birarada yıkamadığını görmek
9- Çizgi film kahramanı olmak
10-Gece saten geceliklerle yatıp üşümemek , kalkıp tekrar penyelere bürünmemek
11-Damdan dama koşmak , atlamak , uçmak , kafa üstü düşmek ama ölmemek
12- Işınlanmak,istediğim her yere
13- Bir teknede yaşamak , uyanır uyanmaz denize atlamak
14- Arada sırada Ay' a da gitmek ve zıp zıp yürümek
15-Metrobüse binerken önümdekine bir çimdik atabilmek
16-Arabayla giderken önümdeki arabaya BAM diye geçirmek ve bunu defalarca tekrarlamak
17- Muhteşem dans edebilmek
18-Karşı masada bana bakıp çemkirerek savunma yapan avukatın burun deliklerine parmak sokmak
19-Avazım çıktığı kadar çığlık atmak
20-Saçlarımı yeşile boyatmak
21-İşi düştüğüne hatır sormak bahanesi yapan, tam kapatırken asıl sorununu anlatanların üzerine kusmak
22-İki çocuk daha doğurarak hiç kilo almamak ve o bebelerin ben hiçbişey yapmadan kendi kendilerine büyüdüklerini görmek
23-Nerdesin ? diye soranlara Cehennemin dibinde , diyebilmek
Durup düşnmeye başladığıma göre bitti sanırım...
16 Aralık 2011 Cuma
MARŞ MARŞ MARŞ
Ey Vataaaan gözyaşlaaaarın
Dinsin yetiştik çünkü biz!
Gül ki seeeen neşeenle
GÜL-SÜN AY! GÜ-NEŞ! TOP-RAK! DE-NİZ !
Ey Vataaaan gözyaşlaaaarın
Dinsin yetiştik çünkü biz!
Çoğu zaman dilimde melodi olur ya da beynimin içinde notalar dans eder ve ben o melodileri dinleyerek uyur ve uyanırım. Bu sabah yukardaki marşla uyandım. Hayırdır , cenk'e de çıkmıyoruz dedim :) Bu melodiler beni ortaokul yıllarına,okul sıralarına konduruverdi. Genelde günün en son saatlerinde yapılırdı müzik dersi. Günün tüm yorgunluğuyla hele hele de bir marşsa asılırdık dizelere bağıra çağıra; coşar, rahatlar, gevşerdik. Bayılırdım marşlara. Okul gezilerinin, otobüslere doluşan öğrencilerin neşe içinde coşarak söylediği marşlar hep umut ve mutluluk vermiştir bana.
İşte bu sabah da böyle uyandım; içimdeki coşkuyla yola koyuldum. Ama tüm coşkuları bir iğne misali patlatan , iki ileri bir dur ile devam eden trafikte birden aklıma bu sefer başka bir marş geldi,
" Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
Askerin milletin bayrağınla çok yaşa
( Burada bağırıyorum ) Arş arş arş ileri ileri
Arş ileri marş ileri
Dönmez geri Türk'ün askeri
Sağdan sola soldan sağa
Al da bayrağın düşman üstüne!
.............
15 Aralık 2011 Perşembe
8 Aralık 2011 Perşembe
MİM
Mimlendim yine ! Bu üçüncüsü..İlk ikisinde tüm açıklarımı, deli bu dedirtecek tüm sırlarımı ifşa ettim. Ama bu son mim "Hypo" dan geldi. Onu kıracağıma bileğimi kırarım da yine yazarım :)))
İşte! Hakkımdaki 7 gerçek :
1- Kendimi bildiğim ve hatırladığım yaşlardan bu yana ara ara ailemin kaybı durumunda ne yapacağımı düşünür , kendi kendime ağlarım. Sanırım bu durum beş yaşındaki Balkız'ıma da genlerle intigal etmiş olmalı ki arada " anneciğim sen ölürsen ben ne yaparım" diyerek bu sebeple ağlar.
2- Dışarıya küpesiz çıkmam. Elim otomatikman kulaklarıma gider mutlaka kontrol ederim. Ola ki takmadan çıkmışsam ki bu çok ender bir durumdur, kendimi çıplak hissederim .
3- Özgürlükçü, rahat , güler yüzlü , kibar görünümümün altında otoriter ve kuralcı bir yapıya sahibim. Özgürlükçü ve kuralcılık nasıl bir arada bulunur yıllardır düşünür bulamam :)
4- Her öğünü kahvaltı ile geçiştiremem. Ola ki iki öğünü geçiştirdiysem üçüncü öğünde mutlaka normal yemek yemem lazım yoksa Frankenstein'a dönüşür ortalığa sinir bulaştırırım.
5- Yattıktan sonra ortalıkta dolaşılmasından hoşlanmam. Fena takarım açılan kapılara,topuk seslerine...Bu sesler büyür büyür yumak olur kulağımda. Ama herkes yattıktan sonra da uyuyamam korkarım ,her yerden çıt sesleri gelir :))
7- Çok sinirlendiğimde ya da sıkıntılı bir durum içindeysem boğazım gıcıklanır ve öksürürüm.
OHHHH bitti !!! Bundan önce o kadar saymışım ki bu sefer zorlandım. Durun siz söylemeden ben söyleyeyim pek de normal değilim :))
Kimleri mimleyeceğim? Zorlama yok , isteyen herkes bu mim'i üzerine alabilir ve bloğunda hoş seda bırakabilir.
Herkese kocaman sevgilerle !
İşte! Hakkımdaki 7 gerçek :
1- Kendimi bildiğim ve hatırladığım yaşlardan bu yana ara ara ailemin kaybı durumunda ne yapacağımı düşünür , kendi kendime ağlarım. Sanırım bu durum beş yaşındaki Balkız'ıma da genlerle intigal etmiş olmalı ki arada " anneciğim sen ölürsen ben ne yaparım" diyerek bu sebeple ağlar.
2- Dışarıya küpesiz çıkmam. Elim otomatikman kulaklarıma gider mutlaka kontrol ederim. Ola ki takmadan çıkmışsam ki bu çok ender bir durumdur, kendimi çıplak hissederim .
3- Özgürlükçü, rahat , güler yüzlü , kibar görünümümün altında otoriter ve kuralcı bir yapıya sahibim. Özgürlükçü ve kuralcılık nasıl bir arada bulunur yıllardır düşünür bulamam :)
4- Her öğünü kahvaltı ile geçiştiremem. Ola ki iki öğünü geçiştirdiysem üçüncü öğünde mutlaka normal yemek yemem lazım yoksa Frankenstein'a dönüşür ortalığa sinir bulaştırırım.
5- Yattıktan sonra ortalıkta dolaşılmasından hoşlanmam. Fena takarım açılan kapılara,topuk seslerine...Bu sesler büyür büyür yumak olur kulağımda. Ama herkes yattıktan sonra da uyuyamam korkarım ,her yerden çıt sesleri gelir :))
6- Güzel ayağa bayılırım ama kesinlikle fetişist değilim :)
7- Çok sinirlendiğimde ya da sıkıntılı bir durum içindeysem boğazım gıcıklanır ve öksürürüm.
OHHHH bitti !!! Bundan önce o kadar saymışım ki bu sefer zorlandım. Durun siz söylemeden ben söyleyeyim pek de normal değilim :))
Kimleri mimleyeceğim? Zorlama yok , isteyen herkes bu mim'i üzerine alabilir ve bloğunda hoş seda bırakabilir.
Herkese kocaman sevgilerle !
6 Aralık 2011 Salı
SERVER TANİLLİ ÖLDÜ ( MÜ?)
Server Tanilli öldü !..
Bu tümcenin ifade ettiği anlam , bir yaşamın sona ermesi olarak algılanıyorsa bir yerlerde eksiklik var demektir. Çünkü O'nun sona eren yaşamı, 80 yıla sığdırılan özverinin öyküsü gibiydi. Bir gününü bile kendisi için yaşamadığı , toplumculuğun biçimlendirdiği bir yaşamın...
Ölecekti elbet...Niye ölmesindi ki...Üstelik tam da 80' ine vurmuşken yaşam...1978 den bu yana kahpece bir suikastın kendisini mahkum ettiği sandalyede , faşizme ve gericiliğe karşı inatla çevirdiği tekerlek bir gün dönmeyecekti elbette...
Ama bilinmelidir ki, dün biten O'nun yaşamı değildir sadece...Giden Server Tanilli değildir yalnız...
Halkına ve öğrencilerine adanmış bir yaşamı , kendisine ait saymadan yaşayan gerçek bir sosyalistti....Düşüncelerini sadece ifade edilen değerler olmakla sınırlı saymayan , yaşamını da düşünceleri ölçeğinde biçimlendiren bir savaşçı...
Korkusuz bir yürekti O...1 nolu amfiyi tıklım tıklım dolduran merak , sadece orada açılacak yeni ufukların yine o dönemlere özgü bilgi açlığıydı.
O , gerçek bir aydınlanmacıydı...Sosyolojik tahlillerden imbiklenmiş özgün değerlendirmelerin zenginleştiği, antiemperyalist özü öne çıkarılmış Milli Mücadele , O' nun ifadelerinde son derecede de gerçek bir yörüngeye oturmaktaydı.
Bir gün bile eğilmedi...
Bize ışık tuttu...Dünyaya bir başka bakıyorsak, göz O'nundur. Işık O'nun....
Biz yaşadıkça yaşayacak Server Hoca...
Yaşatacağız....
( İstanbul Barosu Resmi Sayfası'ndan alıntıdır ).
30 Kasım 2011 Çarşamba
FARK
Özal'ın hakim olduğu yıllardı. Depolite edilmiş gençlerdendik. Her sabah geçirme seronimisiıne annemin hiç bıkmadan sıkıştırdığı " ne sağ ne sol,orta yol kızım , ORTA YOL!!! " cümlesi hakim gelirdi. Üzerimde yeşil, sarı, kırmızı ve mavinin en parlak hatta carlak tonlarının hakim olduğu montumla uçmaya hazır bir kelebeği andırırdım. Çocukluğuna doyamamış ve ergende olamamış bir gurup genç giriş katında koşturmaca oynardık. Gülmek için başımızı her kaldırdığımızda yukardan öfke ve utanç dolu gözlerle karşılaşırdık. Üniversiteliydik ama henüz pek de farkında değildik. Bu okulda neler neler yaşayacağımızı hayal bile edemeyecek bilinçteydik. Çoğumuz tek bir senet, çek görmeden buraya düşmüştük. Henüz dersleri anlayabilmemiz için Osmanlıca-Türkçe ve Latince sözlüğü ezberlememiz gerektiğini bilmiyorduk. Mutluyduk , hemde çok ; mutsuz bir çoğunluğun içinde bir avuç tıfıl azınlıktık. Hukuk Fakültesini bitirme ortalamasının sekiz yıl olduğu düşünüldüğünde üst sınıf abi ve ablalarımız arasındaki yaş farkımız bir hayli fazlaydı. Onlar bize bizde onlara yabancıydık. Yıllar evvel TRTde yayınlanan "Aşağıdakiler-Yukarıdakiler" dizisi gibiydik. Geneli yeşil parka ve süet bot giyer popüler kültürden çok ama çok uzak oldukları belli olan bu abi ve ablalar 1970 lerden fırlamış gibi dolanırlar biz kaygısız gençleri tedirgin ederlerdi. Burası Hukuk Fakültesiydi ve görünürde oraya yakışmayan aslında biz yenilerdik. Bu yeniler bolca cola içer, kot ve renkli hawai gömlekleri giyer, saçlarını uzatır ve üstüne üstelik erkekleri küpe takardı. Bu gençlerden biri de Bursa'lı E.di. Gurubumuzun en havalı, en popüler gençlerindendi. Tatil dönüşlerinde memleketinden gelişini dörtgözle beklerdik; getireceği kestane şekerleriyle birlikte :)
Birgün Bursalı E. tam da kudurma vaktimizin geldiği sırada bizi kenara çekerek yukarıdan uyarı geldiğini söyledi.Hepimizin gözleri faltaşı gibi açılmış nefes dahi almadan dinliyorduk. "Ayağınızı denk alın! Koşturmaca YOK! Renkli gömlek YOK! Yüksek sesle gülmek YOK! Ortama uyun, yoksa biz uydurmasını biliriz!!! " ......Tam bir şok yaşadık; o anda itirafı zor olsa da oldukça korktuk ve hemen tırstık :), yıldık. Ertesi gün hemen yüzümüzü ciddi bir hal aldı; düşünceli. Ne de olsa tehdit edilmiştik hemde açıkça , üstü kapalı bile değil. Bir günde büyüdük (!) .Gerçek anlamda büyüyünceye kadar da dışarda koşturmaca oynamaya karar verdik :).
Aradan yıllar geçmiş, üst kattaki abi ve ablalarımızın yerini almıştık. Artık ağırlaşıp, biraz da hantallaşmıştık. Aramızdan bazıları okulu bırakmış, bolca intiharlar yaşanmış ; depresyonlara bulana bulana bizde üst sınıf olmayı başarmıştık. Büyümüş müydük? Büyümek buysa evet ama bizi mutlu eden çocuk taraflarımızı unutarak....Yeni gelenlere bakma sırası bizdeydi şimdi . Yeniler bizim gibi çocukça davranışlardan uzaktılar belki ama motorsiklet ve ciple okula gelişleri bize ters geliyordu :) Yine de kimseyi tehdit etmedik ; yemin edebilirim...
Bugün hakimin önündeki masalarda davacı ve davalı vekili olarak vals ederken gözüm bir an avukatların oturduğu yere kaydı ve bir çift gözle karşılaştı. Bu gözleeeerrrr diye düşünürken ses çıkmayan ağzım kocaman açıldı ve EEEEEEE dedi. Bu Bursa'lı E.' den başkası değildi. Görüşmeyeli tam 15 yıl olmuş .Öyle mutlu oldum ki! Kırk beş dakikalık duruşma molasında aklımıza gelenlerden bazılarını hatırlamak dahi istemezken yukarıdaki tehdit aklımıza geldiğinde dakikalarca güldük... Büyümenin hiç de hoş bir duygu olmadığı kanaatiyle mahkeme salonuna dönüş yaptık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






