7 Aralık 2009 Pazartesi

DOXY

Fazla fobim yoktur ,hatta hiç yoktu. Ta ki bu hikayeye kadar.

Bir varmış bir yokmuş. Günlerden birgün bağda ergen hormonlarımın da etkisiyle dedemin söylediği bir lafa fazlaca içerleyerek kendimi bağ içine attım. Kızına hiç kıyamayan babam da arkamdan yetişerek, önce biraz dolaşıp sonra da bağ komşularımız nalbant amcaya merhaba demek üzere voltayı tam istikamet arka tarafa yönlendirdik. Gittik gitmesine de bizim nalbant amcalar henüz bağa taşınmamış olacaklar ki nur topu gibi bir köpek bırakmışlar bekçi niyetine. Köpeğin önce bana yönlenmesi ve fakat babamın benim önüme geçmesiyle birlikte köpekle merhabalaşmak zorunda kalmaları; babamın 20 gün göbeğinden kuduz aşısı yemesiyle birlikte yeni bir fobi edinmiş oldum: KÖPEKLER! Öyle ki yolda gezerken bile hışırdayan torbaları köpek zannedip çok havalanmışlığım ve birkaç metre uçmuşluğum olmuştur.

Gel zaman git zaman aradan tonlarca yıl geçip İstanbul'da yaşamaya geleceğim günler beni evde bir köpek beklediğini öğrenirim. Her türlü kapris ve muhalefete, tüm restlere rağmen belki bir süre sonra gidebilir sözü alınarak geldiğim evde bir köpekle aynı havayı solumak deniz altında nefessiz kalmak gibiydi. Paçama dokunduğu anda baştan aşağı soyunur ,yenileri giyilir, eller komple tekrar tekrar yıkanırdı. Hayvan anlamaz mı ondan hoşlanmadığımdan; anlar anlar tabii ki. Hoşlanmamak ne demek nefret etmek, öldürmek, üstünde tepinmek ve sairesi tüm duygular bende iş başında . O da boş durur mu? Evin muhtelif yerlerine en az beş olmak üzere işemek. Hem de gözümün içine baka baka. Veterinere götürdüğümüzde öğrendiğimiz, onun beni kuması olarak gördüğü .Yapacak hiç birşey yok kendimi yatağa atıp ağlamaktan başka. Kadın yapacak bir şeyi kalmadığında ne yaparsa , ben de onu yaptım tabii. " Ya o, ya ben! ". Sonuç? Ne o gönderildi ne de ben gidebildim. İşin kötü yanı evde çok yalnız kalıyorum ve sabah akşam dokunamadığım hayvanı çişe ve dolaşmaya ben çıkartmak zorunda kalıyorum. Eve geldiğimizde ayaklarını silmem gerekecek, yapamıyorum; otur ağla . Ağla,ağla,ağla... Yapılacak tek şeyin bu hayvana alışmak ve onunla iyi geçinmek olduğunu anladığımda sekiz ay geçmişti . Zorladım ,çok zorladım kendimi. Önce bana her deydiğinde soyunmamaktan başladım. Sonra yalnız olmadığımda bile onu ben çıkarttım dışarıya; ayaklarını silmesini öğrendim. Yemeğini ben koydum. Geceleri ışıksız uyuyamayan ben onun evde dolaşan patilerini duydukça dağılan korkularımla ışığı kapatarak uyumaya başladım. Eve geldiğimde verdiği tepkileri, çıkma vakti geldiğinde sacede bana geldiğini , kısacası beni sevdiğini gördükçe ben de sevmeye başladım onu. Hastalandığında ben içirdim ilaçlarını elimi ağzının içine sokarak , tamamen kendi isteğimle. Kaynaştık. Sırasıyla arkadaş , dost , sırdaş olduk. Kimi zaman çok kızdırdığı da oldu beni. Kurt-tazı kırması olmasının getirisi ceylan koşusunu yapabilsin diye çözdüğüm zincirleri burnumdan fitil fitil getirirdi. Arkasından Cihangir'den Kabataş' a kadar koştuğumu bilirim . Her defasında bu son deyip , yine dayanamaz çözerdim zinciri ; pişman olacağımı bile bile . Olsun o mutlu olsundu .
Geldiğim aşamaya ben bile inanamıyordum. Artık o benim köpeğimdi.

Büyük nefretler büyük aşklar doğururmuş.Benim fobim,nefretimden de bir aşk doğmuştu. İlk defa geldiğim İstanbul'da yaşadığım olumsuzluklar içinde olumluya dönüşmeyi başaran ilk hikaye de Doxy 'e ait oldu. Sanıyorum onca hikaye arasından her defasında onu hatırlıyor olmamda bu yüzdendir.

9 yorum:

Guven dedi ki...

Büyük yürüyüş.Büyük adımlar...:))

Ayağa kalktım ve alkışlıyorum :))

çoban yıldızı dedi ki...

Sağol Güvenciğim,teşekkür ederim.İnan bir süre sonra evlat gibi hissetmeye başlamıştım onu.Emek verdiğin hrşey sende yer ediyor ve sevdaya dönüşüyor.

jadore dedi ki...

Öncelikle korkuların üstüne gitmek gerekiyor, cesaretle..Neyse ki korku yenilmiş, sevgi oluşmuş da hayat kabus olmaktan çıkmış :)

Sevgiler...

çoban yıldızı dedi ki...

Evet Jadore haklısın.Sevgi oluştuktan sonra hayat bayram oldu bana :))

çoban yıldızı dedi ki...

Sevgili Jadore bloğuma hoşgeldin demeyi unuttum;affet.HOŞGELDİN ARKADAŞIM!

Zeugma dedi ki...

Merhaba!
Fobiniz hobiye dönüşmüş artık, ne güzel.
İmrendim size. Neden mi ? burayı yazımı okursanız anlayacaksınız.
Evet, ben bu korkuyu halen yenemedim. Onları halen uzaktan sevebiliyorum.
Fakat bu yazı aklımdan hiç çıkmayacak, çünkü çok etkilendim..
Teşekkür ediyorum güzel paylaşımınız için..
Sevgilerimle..

çoban yıldızı dedi ki...

Bloğuma hoşgeldin sevgili Zeugma.
Yazını okudum :))
Evet kolay değil ama eğer bir arkadaşının şöyle küçük mini minnacıcık bir köpeği ile işe başlarsan belki daha kolay olur alışman.

Sevgilerimle.

ramazan dedi ki...

bizde hayvan sevgisi abartılıdır.öyle ki yılan sevgisi diye bir de yazım var.zaman bulup okuyabilirseniz.( http://rmazan.blogspot.com/2009/05/yilan-sevgisi.html)
çok güzel bir aşama kaydetmişsiniz.di li geçmiş zaman kullandığınıza göre artık yok anlaşılan.onları kaybetmek de ayrı bir acı.
sevgi selam.

çoban yıldızı dedi ki...

Sevgili Ramazan,
HAklısınız bazıları bu sevgiyi abartabiliyor.Ben Doxy'i kaybettikten sonra başka bir hayvan besleyemedim.Bir dönem ofisimde kedi beslemeye çalıştım ama olmadı.Köpekle aramda kurduğum bağı kedi ile kuramadım.Sanıyorum onlar sahibinden çok bulundukları yere bağlanıyorlar. Yine de hayvan sevgisi bambaşka.

Sevgilerimle..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...