30 Mart 2012 Cuma

YOK HÜKMÜNDE "KADIN"



Bu yoğunluğun içerisinde günleri değil ayları takip etmekte güçlük çekiyorum. Sabah girdiğim duruşmalar eğer şanslıysam 12.30-13.00 de sona eriyor. Şanslı olmadığım günler çoğunlukta; adliyeyi kapatıp direkt eve geçiyorum. Dün kaçak tek duruşma için ( ben duruşmaları belli günlere topluyorum ama bazen farklı günler olabiliyor, buna da kaçak diyorum ) adliyedeydim . Öğle yemeğini çok uzun zamandır tanıdığım bir avukat arkadaşla birlikte paylaştık., sohbet ettik. Sohbetin konusu döndü dolaştı kadının çalışmasına geldi. Bana " kocandan harçlık alamıyor musun ki hala tırmalıyorsun " manasına rahatlıkla çekilecek  ve içerisinde kesinlikle alınganlık yapmama ve tırnak çerisindeki cümleyi anlamama sebep olacak o malum soruyu sordu ; - Paraya mı ihtiyacın var???-  Şok oldum, tam bir şok! Önce şaka yaptığını sandım ve gülümsedim. Baktım beyefendi benim cevabımı bekler ciddi yüz ifadesiyle beklemekte. Bir iki öksürmekle birlikte kendime geldim. Hani karşımdaki meslektaşım olmasa burada zikredilmesi ayıp olacak bir düzinden fazla argo kelime devreye girecek ama adam meslektaş, bir avukat! Ne diyeyim, ne anlatayım... Kadının çalışmasını maddi durumu ne olursa olsun, hele ki iyi ise gereksiz gören ve bu zamana kadar tanıdığımı sandığım ve bu zihniyetini ancak şimdi görebildiğim bu arkadaş için yapılacak birşey olmadığına karar vererek sadece omuz silktim. Cevabımı kendi yorumlasın ve hatta ne isterse onu düşünsün istedim. Kendi gibi aynı sıralarda okumuş birini meslektaşı görmekten öte "kadın " olarak gören zihniyet bu sefer üzerinde cüppe ile karşımdaydı; bana çok yakın.

Kadın'ı dar kalıplara sokan baskıcı bakış açısını kırsal kentlerle sınırlamak ne kadar yanlış! Feodal erkek bakışı okuyup meslek sahibi olmakla da aşılamıyor, bu bir gerçek! 

Geçen ay Meclisten çıkan ve kadını korumaya yönelik yasa paketinin ne kadar ciddiye alınması gerektiği gerçeği OKUMUŞ-OKUMAMIŞ-MESLEK SAHİBİ-MESLEK SAHİBİ DEĞİL tüm kadınları çok ama çok ilgilendiriyor.

22 Şubat 2012 Çarşamba

NE VAR NE YOK

Bu aralar yazı yazmakta zorluk çekiyorum. Aklıma gelenleri kaleme almazsam 5 sn sonra kendi kendini imha ediyor ve ben boş sayfaya doğru kendimi bakar buluyorum. Yazı yazma dürtüme bir engel de her türlüsü denenip deneme sonucu çıldırıp en iyisi olduğunda karar kılınan, bu seferde baz istasyonlarının fazla olmadığı bir yerde konuşlanmam sebebiyle vuslata erememem. Şimdi de cuka cuka cuuuuukkkk diye bağıran bir miki fare beynimi yediği için zorlanıyorum ama yazacağım, yok yok yazacağım fena inat ettim.

Görüşmeyeli ne var ne yok derseniz , iki yıldır bizimle birlikte yaşayan , bana kardeş kızıma abla olan Hati gitti. Ağlaya ağlaya içi dışına çıktı bende ise hiç. Bu kadar mı taş oldum sorusunu es geçtim, ben duygusal sömürü teşkil edecek her durumda domuza dönüşme becerisine sahibim. Sanırım bu bir mesleki defo olarak kişiliğime yer etmiş durumda. İyi mi? ehhh ne diyeyim elle gelen düğün bayram demişler. Çok dağıttım konuyu hemen toparlıyorum. Üzüldüm tabii canım, dıştan taş gibi görünsemde içte gastritim artmış , artmakla kalmamış tavan yapmış durumda köpürüyor. Bundan dört sene önce terkedildiğimizde durum daha vahimdi . Ben bir günde ofisimle birlikte yürütmekte olduğum iki büyük firmaya el sallayarak kızımı ayağımda uyuturken bulmuştum kendimi. Yalnızlık zor çok zor gurbette. Çalacağın kapıların koşullarının uygun olmaması seni senle başbaşa bırakıyor. Oysa bekarken şu anlattığım çocuk ,kreş, bakıcı ve benzeri her tür durumlar bana ne sıkıcı ve basit gelirdi...Alışacağız boşluğuna Hati'nin çaresiz.

Veeeee  "Bir mucize olan hamilelik kırk hafta sürer
               Bebekler kırkıçıkarılmadan evden çıkarılmaz
               Adam olmak için kırk fırın ekmek yemek gerekir
               Birşeyi kırk kere söylersen gerçek olur
               Hamamda yıkanan kişilere mis gibi kırklanmışsın denir
               Canımız birşeyi istemediğinde kırk dereden su getiririz ve daha neler neler, kırk iyidir ! :) " diye bir mesaj kırk yaşımı kutlayanlar arasında en çok hoşuma giden mesajların başındaydı. Evet 40 oldum ! Otuzlu yaşlarda bile kendimi bu kadar genç ve güzel hissetmemiştim.Yok bu öyle kendini beğenmeden öte bir duygu ; daha çok benimseme, özümseme, kabullenme ve farklı bir tür huzur.
Evet 40 'ım ama sanırım ben kırkta kalıp çöreklenmek istiyorum ; on yıl sonra 41,5 olabilirim :))
En güzel hediye ise Balkız'ımın elleriyle yaptığı resim ve çantaydı. Ondan aldığım ilk hediye. Ama henüz bilmiyor ki , o benim yaşam hediyem!!!


18 Aralık 2011 Pazar

HASLET ( ! )



Canımı çektirenler :


1- Şöööyleee içi hınca hınç dolu bir müzik holde muhteşem bir şov eşliğinde şarkı söylemek ( çıkıp gitme tercih meselesidir )

2- Sabahtan çıkıp tekrar gün doğumuna kadar gezmek, tozmak, avarelik etmek,serseriliğin dibine vurmak

3- Haftada iki gün hiç bişey yapmadan,yemeden,içmeden yatmak ; uyumak , uyanmak ve tekrar uyumak

4- Tek anlatımda anlaşılabilmek

5- Sansürsüz küfretmek , adam dövmek

6- Kaşlarımı jiletle kazımak ( yok hayır delirmedim :)

7- Eve geldiğimde yaklaşık bir saat kimseyle konuşmamak

8- Hati'nin külotlarla havluları birarada yıkamadığını görmek

9- Çizgi film kahramanı olmak

10-Gece saten geceliklerle yatıp üşümemek , kalkıp tekrar penyelere bürünmemek

11-Damdan dama koşmak , atlamak , uçmak , kafa üstü düşmek ama ölmemek 

12- Işınlanmak,istediğim her yere

13- Bir teknede yaşamak , uyanır uyanmaz denize atlamak

14- Arada sırada Ay' a da gitmek ve zıp zıp yürümek

15-Metrobüse binerken önümdekine bir çimdik atabilmek

16-Arabayla giderken önümdeki arabaya BAM diye geçirmek ve bunu defalarca tekrarlamak

17- Muhteşem dans edebilmek

18-Karşı masada bana bakıp çemkirerek  savunma yapan avukatın burun deliklerine parmak sokmak

19-Avazım çıktığı kadar çığlık atmak

20-Saçlarımı yeşile boyatmak

21-İşi düştüğüne hatır sormak bahanesi yapan, tam kapatırken asıl sorununu anlatanların üzerine kusmak

22-İki çocuk daha doğurarak hiç kilo almamak ve o bebelerin ben hiçbişey yapmadan kendi kendilerine büyüdüklerini görmek

23-Nerdesin ? diye soranlara Cehennemin dibinde , diyebilmek



Durup düşnmeye başladığıma göre bitti sanırım...

16 Aralık 2011 Cuma

MARŞ MARŞ MARŞ


Ey Vataaaan gözyaşlaaaarın
Dinsin yetiştik çünkü biz!

Gül ki seeeen neşeenle
GÜL-SÜN AY! GÜ-NEŞ!  TOP-RAK!  DE-NİZ !

Ey Vataaaan gözyaşlaaaarın
Dinsin yetiştik çünkü biz!


Çoğu zaman dilimde melodi olur ya da beynimin içinde notalar dans eder ve ben o melodileri dinleyerek uyur ve uyanırım. Bu sabah yukardaki marşla uyandım. Hayırdır , cenk'e de çıkmıyoruz dedim :) Bu melodiler beni ortaokul yıllarına,okul sıralarına konduruverdi. Genelde günün en son saatlerinde yapılırdı müzik dersi. Günün tüm yorgunluğuyla hele hele de bir marşsa asılırdık dizelere bağıra çağıra; coşar, rahatlar, gevşerdik. Bayılırdım marşlara. Okul gezilerinin, otobüslere doluşan öğrencilerin  neşe  içinde coşarak söylediği marşlar hep umut ve mutluluk vermiştir bana.


İşte bu sabah da böyle uyandım; içimdeki coşkuyla yola koyuldum. Ama tüm coşkuları bir iğne misali patlatan , iki ileri bir dur ile devam eden trafikte birden aklıma  bu sefer başka bir marş geldi,


" Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
  Askerin milletin bayrağınla çok yaşa
  ( Burada bağırıyorum ) Arş arş arş ileri ileri
  Arş ileri marş ileri
  Dönmez geri Türk'ün askeri
  Sağdan sola soldan sağa
  Al da bayrağın düşman üstüne!
  .............

15 Aralık 2011 Perşembe



Bazen, büyük bir sürpriz beklemezsin ama düşer ayağına; sana kucaklamak kalır. Tadını çıkarmak en güzelidir...Ötesini gerisini düşünmeden yaşarsın. Ödülün o "an" dır. Yaşamın özü hissettiklerin, beklenti duymadan bulduğundur...Teslimiyet beraatin, gidenler ise sonsuz özgürlüğün olacaktır...















8 Aralık 2011 Perşembe

MİM

Mimlendim yine ! Bu üçüncüsü..İlk ikisinde tüm açıklarımı, deli bu dedirtecek tüm sırlarımı ifşa ettim. Ama bu son mim "Hypo" dan geldi. Onu kıracağıma bileğimi kırarım da yine yazarım :)))


İşte! Hakkımdaki 7 gerçek :


1- Kendimi bildiğim ve hatırladığım yaşlardan bu yana ara ara ailemin kaybı durumunda ne yapacağımı düşünür , kendi kendime ağlarım. Sanırım bu durum beş yaşındaki Balkız'ıma da genlerle intigal etmiş olmalı ki arada  " anneciğim sen ölürsen ben ne yaparım" diyerek bu sebeple ağlar.


2-  Dışarıya küpesiz çıkmam. Elim otomatikman kulaklarıma gider mutlaka kontrol ederim. Ola ki takmadan çıkmışsam ki bu çok ender bir durumdur, kendimi çıplak hissederim .


3- Özgürlükçü, rahat , güler yüzlü , kibar  görünümümün altında otoriter ve kuralcı bir yapıya sahibim. Özgürlükçü ve kuralcılık nasıl bir arada bulunur yıllardır düşünür bulamam :)


4- Her öğünü kahvaltı ile geçiştiremem. Ola ki iki öğünü geçiştirdiysem üçüncü öğünde mutlaka normal yemek yemem lazım yoksa Frankenstein'a dönüşür ortalığa sinir bulaştırırım.


5- Yattıktan sonra ortalıkta dolaşılmasından hoşlanmam. Fena takarım açılan kapılara,topuk seslerine...Bu sesler büyür büyür yumak olur  kulağımda. Ama herkes yattıktan sonra da uyuyamam korkarım ,her yerden çıt sesleri gelir :))


6- Güzel ayağa bayılırım ama kesinlikle fetişist değilim :)


7- Çok sinirlendiğimde ya da sıkıntılı bir durum içindeysem boğazım gıcıklanır ve öksürürüm.


OHHHH bitti !!! Bundan önce o kadar saymışım ki bu sefer zorlandım. Durun siz söylemeden ben söyleyeyim pek de normal değilim :))


Kimleri mimleyeceğim? Zorlama yok , isteyen herkes bu mim'i üzerine alabilir ve bloğunda hoş seda  bırakabilir.


Herkese kocaman sevgilerle !

6 Aralık 2011 Salı

SERVER TANİLLİ ÖLDÜ ( MÜ?)

Server Tanilli öldü !..

Bu tümcenin ifade ettiği anlam , bir yaşamın sona ermesi olarak algılanıyorsa bir yerlerde eksiklik var demektir. Çünkü O'nun sona eren yaşamı, 80 yıla sığdırılan özverinin öyküsü gibiydi. Bir gününü bile kendisi için yaşamadığı , toplumculuğun biçimlendirdiği bir yaşamın...

Ölecekti elbet...Niye ölmesindi ki...Üstelik tam da 80' ine vurmuşken yaşam...1978 den bu yana kahpece bir suikastın kendisini mahkum ettiği sandalyede , faşizme ve gericiliğe karşı inatla çevirdiği tekerlek bir gün dönmeyecekti elbette...

Ama bilinmelidir ki, dün biten O'nun yaşamı değildir sadece...Giden Server Tanilli değildir yalnız...

Halkına ve öğrencilerine adanmış bir yaşamı , kendisine ait saymadan yaşayan gerçek bir sosyalistti....Düşüncelerini sadece ifade edilen değerler olmakla sınırlı saymayan , yaşamını da düşünceleri ölçeğinde biçimlendiren bir savaşçı...

Korkusuz bir yürekti O...1 nolu amfiyi tıklım tıklım dolduran merak , sadece orada açılacak yeni ufukların yine o dönemlere özgü bilgi açlığıydı.

O , gerçek bir aydınlanmacıydı...Sosyolojik tahlillerden imbiklenmiş özgün değerlendirmelerin zenginleştiği, antiemperyalist özü öne çıkarılmış Milli Mücadele , O' nun ifadelerinde son derecede de gerçek bir yörüngeye oturmaktaydı.

Bir gün bile eğilmedi...

Bize ışık tuttu...Dünyaya bir başka bakıyorsak, göz O'nundur. Işık O'nun....

Biz yaşadıkça yaşayacak Server Hoca...

Yaşatacağız....


( İstanbul Barosu Resmi Sayfası'ndan alıntıdır ).
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...